25 Ağustos 2012 Cumartesi
Diyanet Teşkilatı Toplumu Ne Oranda Kucaklıyor?
Ülkemizde Cumhuriyetle birlikte kurulan Diyanet İşleri Teşkilatı Cumhuriyet'in ülkemize getirdiği yenilikleri kabul edememesinin izlerini taşımaktadır. Bu geçmiş yıllar için normal bir tepki idi. Yüzyılların kalıplaşmış din yapısını değiştirmek doğal olarak tepki çekecekti. Ancak aradan uzun yıllar geçti. Hala din konusuna çatışmacı bakış açısı ile bakılmaktadır, ancak bu bitmelidir.Ayrıca mevcut iktidar ve bundan önceki siyasiler dini yapının üzerindeki şoku atması için gereken her şeyi de yaptılar. Hatta biraz da fazlasını bile yaptılar denebilir. Ancak yeni düzene uyum sağlayamayan dini yapımız (yüzyılların dini siyasilerin gölgesinde bırakma alışkanlığını) tek taraflı bakış açısının yerine getirilmek istenen demokratik yapıyı (siyasi anlamda çoğulculuk) anlamak istememekte(ya da anlayamamakta) ve topluma çoğulcu gözle bakamamaktadır. Siyasi iktidarla uyumlu olma mantığının her zaman doğru sonuç vermediğini artık kabul etmeliyiz. Siyaset üstü çözümün tek doğru yol olduğunu kabul etmeli ve işin kolayını değil zor ve doğru olanı tercih etmeliyiz. Bu konuda Diyanet Teşkilatının demokratik bir yapısı olduğu vurgulanabilir. Ben mevcut kadroların ne oranda toplumla bütünleştiğine bakarak sorunun varlığı ya da yokluğu konusunu vurgu yapıyorum. Tek doğru ve tek dini kimlik mevcut dünyada olmadığına göre Diyanet Teşkilatının tekli çözüm önerisi mantıklı değil.
Ülkemizde siyaset ve din ikilemi acilen çözümlenip sağlıklı bir yapıya kavuşmalıdır. Her iki kuruma da sayısız yararı olacaktır bu çözümün. Ancak yetersiz insanların istemeyeceği (her iki kurum insanı için) bu çözüm şu an için biraz hayal gibi duruyor. Bunun böyle olması sorunu saptamamızı engellemez elbet. Siyasi oy ihtiyacını dini kimliğini kullanarak kolayca gidermektedir. Din adamı ise yıllarca siyasilerle içli dışlı olmuş, bu yüzden siyasetten kopuk bir dini hayal dahi edemez duruma gelmiştir. Demokrasi kültürünün olmadığı dönemlerde devlet ve dini örgütlenme iç içe geçmiş konumda idi. Devlet ve din adına yarar ve zararlarının olduğu bu iç içe yapı o yıllar için makul kabul edilebilir. Günümüzde iktidarın kimde (siyasi parti çeşitliliği açısından) olduğu sabit olmadığından din ve siyaseti birbirinden ayırmak şart olmuştur. Dinin taraf olacağı siyaset halkı böler ve bu işten din kurumu zararlı çıkar.
Din siyaset üstü bir kurumdur. Din adamlarımız taraf konumunu acilen çözmelidir. Din görevlisi (her mevkideki) hayatın içindeki her kurum ile içli dışlı olmak zorundadır. Siyasilerin tamamı ile (talep olup olmamasına bakılmaksızın) din adamı hiç bir ayrım yapmadan iç içe olmalıdır. Ayrıca her türlü sivil toplum örgütü de bir din adamı için bağlantı içinde bulunulması gereken yerlerdir. Özellikle üniversiteler ihmale gelmeyecek kurumlardır. Haftanın bir kaç günü din adamlarımızın sohbet amaçlı, bilgilendirme amaçlı, kaliteli insan yetişmesine katkı amaçlı ziyaretler yapmaları mükemmel olur diye düşünüyorum. Anlatılmak istenen tabii ki şu değil. Bu kurumlara gidilerek şekli ibadet sınırları içinde din hizmeti verilmesi değil anlatılmak istenen, bu zaten yapılan şeyler olduğundan mevcut yapıyı tekrardan ibaret kalacaktır. Ben işin ahlaki ve felsefi yapısının güçlendirilmesi kısmının önemine vurgu yapmaktayım.
Ayrıca din görevlisi hizmet verdiği mekana (örneğin camiye) sıkı sıkıya bağlı kalmakta ve hayattan kopuk yaşamaktadır. İnsanları zamanlarının çoğunu geçirdiği yerlerde ziyaret etmek, oralarda da halkın hizmetinde olmak, sohbetler yapmak, insanların ahlaki yönünü güçlü tutacak telkinlerde bulunmak din adamlarımızın cami içindeki görevleri kadar önemlidir. Din adamı hizmet için her mekanın önemini kavramalı, cami dışında kendini deplasmanda görmemelidir. Kahvehane, çay ocağı, kütüphane benzeri yerlere gitmek ya da en yakın eğitim kurumundaki öğretmenler ile dostluk kuran kaç din görevlimizin aklına gelmiştir? Sayısının sınırlı olduğunu yaşadığımız bölgelerdeki gözlemlerimizden görebiliyoruz. Hatta ben böyle yaşayan bir din adamını hiç görmedim ve duymadım. Din adamlarımız toplum adamı olamamaktadır. Hocalarımız cami içine kendilerini hapsederek hep ev sahibi konumunda olmanın avantajını kullanmak istemektedirler.
Din hizmeti özverili insan ister. Yunus Emre örneğinde olduğu gibi güçlü bir felsefi derinlik ister. Mevlana örneğinde olduğu gibi her insana eşit mesafede durmayı bilen insanın varlığını şart koşar. Menfaati dışlayan, hizmeti ise birinci ilke konumuna sokan karakterli insan din adamıdır. Ülkemizdeki devlet memuru konumundaki, siyasi kılıklı, din adamı adını hak etmeyen bir sürü çalışan mevcuttur. Bu her meslek için geçerli bir sıkıntıdır. Öğretmenlerimiz, bürokratlarımız, hakim ve savcılarımız gibi birçok meslek mensupları için kadrolar aynı şekilde yetersiz insanlarca doldurulmuş konumdadır. Bu sorunu yetersiz kadrolarla çözmeye çalışmak biraz boşa kürek çekmeye benzemekte. Yine de sorunu tespit etmenin çözümün bir parçası olduğunu düşünelim. Gerisi biraz daha kolay gelir.
Din insanlığın geneli için olmazsa olmaz konumdadır. Bu ihtiyaç en yetkin kadrolarca giderilirse sonuç mükemmel olur. Hiç bir ön yargı olmadan din kurumuna sahip çıkalım ve toplumun ve insanlarımızın birliğini din harcıyla, sevgi temelinde bütünleştirelim.
Dini, bölünmenin değil birliğin temeli yapan din adamlarının çoğalması dileğiyle.
Sözü Yunus Emre ile bağlamak sanırım en kolayı.Yaratanı cenneti için sevenlerden değil de, ulaşılması gereken gerçek aşk olarak görenlerden olmak dileğiyle. Karınca misali hedef büyük. O uğurda yürüyen karınca olmak dileğiyle.....
18 Ağustos 2012 Cumartesi
Acıyı bal mı eylemeli ya da kan davasına mı dönüştürmeli?
Çankaya Belediyesi 2 Temmuz 1993 yılında Sivas'ta ölen insanlar anısına bir Anıt Park projesini gündemine aldı ve parkın yapım çalışmalarını başlattı. Ölen insanların aileleri açısından gurur verici bir proje. Sanatçıları onurlandırmak açısından bakılınca da aynen öyle.Ancak bu çalışmanın toplumdaki kardeşlik, sevgi ve hoşgörü ortamına katkısı ne olacaktır? Var olan kavga ve husumet çözüme kavuşmadan, geçmişin acısı eksenli siyaset toplumu huzura mı yeni kavgalara mı götürür? Bu doğrultuda sorulacak tüm sorular işin özünü ortaya koymaktadır kanımca. Yapılması gereken yaraların üzerini açmak ve unutulmaz hale getirmek yerine yaraları ve acıları nasıl çözeriz? sorusunu yanıtlamak ve kardeşlik anıtları dikmektir. Anıt yapmak parasal bir iştir ve çok kolaydır. Kardeşlik ve sevgi emek ister, gayret ister ve en önemlisi özveri ister. Bu özveri tek taraflı değildir elbet. Ancak her şeyden önce iki tarafın iyi niyetli çabasıdır asıl olan. Hedef bu olmalı idi. Eğer öyle yapılmaz ise var olan düşmanlık sonsuza dek kalır ve kurumsallaşır. Bu tip anıtlarda düşmanlığın resmi anıtı olur.
Toplumsal bir sorunda tek tarafa hitap eden bir proje soruna nasıl bir yarar sağlar. Haklı haksız konusu her kesime göre yoruma tabi bir konu. Mağdur insanların varlığı da işin en hazin yanı. Karmaşık bir sorunu daha karmaşık hale getirmek bizdeki siyasilerin en iyi yaptığı şey sanırım. Siyasilerin tamamı için insanları en az ikiye bölmek hedef. Bizden ve sizden kurgusu oy almanın en kolay yolu. Bu tip geçmişin sorunları da insanlara mesaj vermede en az emekle en etkili propaganda için bulunmaz nimet. Siyasiler bu olayları o kadar çok kullanıyorlar ki kendileri de bir zaman sonra ipin ucunu kaçırıyorlar.
Kim haklı kim haksız mantığı ile konuya yaklaşıp olayı kan davasına dönüştürmekte mümkün. Kolay olan bu. Tam da bu yapılıyor demek istemiyorum. Ancak köklü çözümü kimse hedeflemiyor. Siyasetin bölücü yanı birleştirici yanından daha çok uygulanıyor ülkemizde. Halkını ve vatanını seven olgun, karakterli, çalışkan, sevgi temelli siyaset yapan siyasilere kavuşmadan siyaset bir miktar yıkıcı etkisini sürdürecek ülkemizde.
Kan davasına dönüştürmeden, bu olayı halkımız için barışın ve kardeşliğin tesis edilmesinde kullanmanın yollarını arayan siyasilere çok ihtiyacı var ülkemizin. Bunun nasıl ve ne şekilde yapılabileceği hakkında farklı yanıt verilebilir. Bu cevaplar özünde kardeşlik söylemi varsa çözüme yakın, düşmanlık söylemi varsa çözümden o oranda uzak cevaplardır. Bu olay her yıl tek taraflı anmalarla sonsuza dek yaşanmış bir acı hatıra olarak kalmaya mahkumdur. Amaç bir olmaksa bu ve benzeri tüm kötü hatıraları sevgi merkezli çözümlerle bir an önce çözmeliyiz. Her kesimden (bilinçli-bilinçsiz) kötü niyetli insanlara kaşınacak yara bırakmamalıyız.
Ülkemizde insanlar arasındaki kültürel farklılıklar herkesin vurguladığı gibi pozitif bir zenginlik. Ancak zenginlik olarak görülen bu kültürel değerler aynı zamanda ayrışmanın ve kavganın da her an kaynağı olabilecek unsurları içinde barındırmaktadır. Böyle karmaşık toplum yapısı kötü niyetli iç ve dış düşmanlarımız için hayli elverişli. Ulusumuzun güçlü bir devlet geleneğinin oluşu şu ana kadar iyi ya da kötü günü kurtarmamızı sağladı. Ancak üst üste gelen bu ve benzeri kötü hatıralar bir gün insanlarımızı da yeter artık diyecek seviyeye getirebilir. Kesinlikle olmasını hiç kimsenin istemeyeceği böyle bir durumu beklemek yerine sorunları çözmenin yolları aranmalı. Bu sebepten toplumun tüm kesimlerini bir araya getirerek toplumsal konularda sağlıklı çözümler üreten bir mekanizma acil olarak kurulmalı. Kardeşlik hukuku her şeyin üstünde tutulmalı.Ayrılıkları değilde ortak noktalara vurgulamak ve her kesime eşit mesafede hareket etmek işin olmazsa olmazı olduğu kesinlikle akıldan çıkarılmamalı Kardeş olmanın ruhuna uygun hareket edilmeli.
Sorunların çözümü için devletin üreteceği çözümler elbette vardır. Ancak bu tür konularda sivil katkı olmazsa olmaz konumdadır. İki kişinin kavgasında üçüncü kişi tabii ki önemlidir. Ancak sorunlu iki kişi olur demeden o sorun kesin çözüme kavuşamaz. Önce sorunlu kesimleri bir araya getirmeli ve sorunu devletin de katkısı ile çözmenin yolları aranmalıdır. Bu zorlu bir süreçtir. Basit bir şey olsa idi şimdiye kadar çoktan çözülürdü zaten. Konunun zorlu olması çözümün ertelenmesini gerektirmez. Kararlı olmak ve iyi niyetli insanlarla çözüm aramak işin temelidir. Bu yapılan çözüm arayışlarına yıkıcı tepkiler bol miktarda olacaktır. Geçmiş acıların tazeliği işin çözümü için bir miktar sorun oluşturacaktır elbet. Ancak sağ duyulu insanımız dünyadaki en hissi özellikleri olan bir toplumdur. İnsanımıza güvenerek üstesinden gelemeyeceğimiz hiç bir sorunun olmadığı kanaatindeyim.
Acı ile bağlantılı yaptığım tahlil çoğu insana saçma gelebilir. Normal karşılarım. Ancak tarih kavga edenlerin başarısızlıkları, birlik içinde olanların ise başarıları ile doludur. Sevgi, birlik, kardeşlik eksenli devletler gücünü en iyi kullanan devletler olmuştur. İçeride düşman yaratma çabası olarak adlandıracağım bu tür kavgalar olmuştur. Ancak bu sorunları çözebilen toplumlar güçlü toplumlardır. Ulusumuzun da o tür toplumlardan olduğuna inandım hep. Tarih de bu düşünceme uygun düşecek sayısız örnekle doludur.
Düşman ile mücadele ulusumuz için hiç bir zaman sorun olmamıştır, olmayacaktır da. Ulusumuz üzerinde yıpratıcı etkisi olan Kardeş kavgasıdır. Kardeş kavgasına hizmet eden her proje bu yüzden basittir benim için. Olaya bir de bu gözle bakmakta hata mı ederiz? Siz ne dersiniz?
9 Ağustos 2012 Perşembe
Yunus Emre'nin Dine Bakışına Ulaşmaktır Hedef
Din konusunda yapılan tartışmalarda işin ana ekseni ihmal edilince çok saçma sonuçlar doğuyor. Ayrıntıya girilerek şekil yönünden yapılan din tartışmaları ve verilen dini bilgiler düşünen insanı bu kadar da olmaz diyecek seviyeye getiriyor.Şekli ibadetin öz olmaz ise bir anlamının olmayacağı çok fazla anlatılmıyor. Günahı; yalan,dedikodu,hırsızlık gibi topluma ve insanlara zarar vererek yapan şekli dindarımız, sevabı elde etmek için ise namaz kılmayı, şekil ibadete ağırlık vererek elde etmeyi doğru bakış açısı sanıyor. Ne kadar kötülük yaparsan yap, namazı terk etme mantığı hakim düşünce. Onun yeri ayrı, öbürünün yeri ayrı mantığı
ile sözde dindar, özde hırsız bir çok insan piyasada gururla gezmekte.Dünyanın her yerinden zor durumdaki insanlar için(savaş, deprem gibi konular için) toplanan paraları siyasi ve şahsi amaçlar için, hiçbir vicdan azabı duymadan kullanan insanlar kahraman muamelesi görmekte. Parasal suçtan (ayrıntıya girmiyorum) hapis cezası alan şekli dindarların) lider konumundaki siyasi için önce yasal değişiklik yapılarak cezası ev hapsine dönüştürülebiliyor ve ceza yok hükmüne getiriliyor. Ardından adı bir üniversiteye verilerek ölümsüzleştiriliyor. Hırsızı dindar hırsız olarak görmek, bu cephedeki insanların işi mantığından hala çok uzak olduklarının bir göstergesi. Dava arkadaşına sahip çıkmayı her insan normal karşılar, ancak devlet ona suçlu etiketini yapıştırdı bir kere. Yapılacak iş suçlu olmadığını anlatmak ya da geri plana çekilip hatayı kabul etmektir.
Ölümden sonrasının büyük oranda sır olmasıdır ki o alanı insanlar için merak konusu yapmaktadır. Ölümden sonrasının ne şekilde olduğu bilinir olsa idi çok mı iyi olurdu acaba? Ancak ben şu anki bilinemez durumun sürmesinden yanayım. Her filmin sonu nasıl merak konusu ise yaşam da aynen öyledir benim için. Kişi için önemli olan her durumda kaliteli olabilmektir. Saygı ve sevgiyi her zaman bu tip insanlar hak etmiştir.
Dinin ibadet kısmı önemsiz demek haddim değil.Akıl ile değilde nakli bilgi ile hareket eden genel halk çoğunluğu için ibadet bir numaralı yol göstericidir. Bu yüzden şekli ibadet için namaz nasıl direği ise, gerçek inanan ve bilinçli dindar içinse ahlak ve sevgi de aynen öyledir.Ahlakı alınmış bir dine gerçek din diyebilecek kaç insan çıkar ? Ahlak ve sevgi bu kadar önemli iken şekli ibadeti onun önüne geçirmeye çalışan bir sürü insan ahkam kesmektedir bilinçsizce.
Din konusunda iki düşünürümüz İbni Sina ve Farabi şekilci din düşüncesine olabildiğince karşı çıkmış ve Müslümanlığa olabildiğince hümanist bir bakış açısı katmaya çalışmışlardır. O yıllar için çok ileri bir düşünce olan akıl yoluyla yaratana ulaşabilme fikri aklın öneminin anlaşıldığının bir göstergesidir din konusunda.Alim için ibadetin yanında aklın da önemini vurgulamak ve dini akıl ile bağdaşır hale getirmek şimdi için kolay o yıllar için zor ve tehlikeli bir düşünce idi. Alim ve peygamberi aynı yola farklı şekilde ulaşan kişiler olarak görmüşlerdir.
Din konusunda şeklin değil anlamın önemini vurgulayan dehamız ise tabii ki Yunus Emre'dir. Anadolu insanı onda kendini bulmuş ve yüzyıllardır yazılı bir kaynak olmamasına karşın eserleri halkın dilinde yaşamıştır. Bir anlamda Yunus sofuların şekilci dinine karşı halkına kalkan olmuş ve gerçek dinin bayrağı onun sayesinde gönüllerde yaşamıştır.
Bir Kez Gönül Yıktın İse
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi Elin yüzün yumaz değil Bir gönülü yaptın ise Er eteğin tuttun ise Bir kez hayır ettin ise Binde bir ise az değil Yol odur ki doğru vara Göz odur ki Hak'kı göre Er odur alçakta dura Yüceden bakan göz değil Erden sana nazar ola İçin dışın pür nur ola Beli kurtulmuştan ola Şol kişi kim gammaz değil Yunus bu sözleri çatar Sanki balı yağa katar Halka matahların satar Yükü gevherdir tuz değil |
Bu şiirdeki "bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil" sözünü şu ankaç kişi söyler ve savunur. Din ile ilgili konularda özün şekilden önce geldiğini insanlara anlatmak zor. Bunu kabul ediyorum. O yüzden yukarıda andığım ölümsüz Türk Alimleri İbni Sina ve Farabi'nin avam-halas (halk-alim)ayrımının önemi bir kat daha artıyor. Aydın insanlarımızın yeterince toplumsal konulara eğilmediği, siyasetçilerin de bu işleri kendi tekellerine alma eğilimlerinin fazla olması, halkı menfaat peşinde olanların eline düşürmekte. Avam'ın (halkın) din ihtiyacı şekilci din adamlarının eline bırakılınca korku dini inşa edilir ve ediliyor.Toplumda karakterli , menfaatini değil halkını seven aydınlar çoğaldıkça bu iş biraz daha kolay çözülür. Dini insanın temel ihtiyaçlarından sayan ve onu en mükemmel şekilde topluma vermek gerektiğini idrak eden aydın ülkemizin ihtiyacı olan aydındır.Yunus Emre'nin,Mevlana'nın sevgi, hoşgörü tabanlı din anlayışını tercih edeceksek din eğitimine önem vermeliyiz. Din eğitimi kaliteli eğitim verilmiş din kadrolarıyla (her meslekte olduğu gibi ) daha başarılı sonuçlar verir. Siyasi otorite buna menfaatçi yaklaştığı için şu an bu eğitim sistemi hayal olabilir. Toplumsal bilinç arttıkça şu an hayal olan çok şey gerçek olacaktır. Asıl olan sorunu doğru tespit etme çabasıdır.
Şekilci diye adlandırdığım insanlara kızıyor değilim. Onlar kolay olanı ve kendilerine öğretileni tatbik ediyorlar. Doğruyu yapıp sonuçlarını onlara göstermeden doğru yapmadıklarını söylemek kolaycılık olur. Kızmak kolaycılığına kapılmamak lazım. Kızan insan her zaman güçsüz insandır. Güçlü insanlardan olup önümüzde varlıklarıyla birer ışık olan Yunus'ların, Mevlana'ların yolundan gidelim. Onlar yılmadı. Sevgiyle ördükleri hayatları onları ölümsüz yaptı.
Dini yaşamak ve yaşatmak dileğiyle.
6 Ağustos 2012 Pazartesi
Bir zamanlar Gazi Avşar adında bir köylümüz varmış....
İnsan tanımadığı biri hakkında nasıl yazı yazar ve yorum yapar denebilir.Bu zorluğun farkındayım ve bu zorluğu aşmak için kişisel konulardan uzak kalarak genel değerlendirmeleri tercih edeceğim. Amacım köyümüzün insanı üzerinde iyi ya da kötü emeği olan, 1950'li yıllarda bir çok köylümüzün Ankara'ya gelmesine vesile olan bir insanı unutmamak ve unutulmaması için elimden geldiğince bir şeyler yapmaktır.
Her insan gibi onun da iyi ya da kötü yanları vardı elbette. Gazi Avşar o günün koşulları güçlü olmayı rekabetin bir numaralı şartı olduğunu kavramış ve o şekilde davranmış(şu an dahi içkili hizmet sektörü kabadayılık üzerine kurulu) bir kişidir. Tüm bunlar yapılırken birtakım canlar yanmıyor değil. Vurdulu kırdılı bir hayat tarzını tüm hızıyla yaşamıştır.
Kırşehir'den gelip nasıl o işe başladığı hakkında da pek fazla bir fikrim yok. Ancak pavyon, içkili lokanta benzeri işleri 1950-60 yılları arasında Ankara'da yapan, o camiada oldukça sözü geçen, uzun yıllar yaptıkları ve yapmadıkları anlatılan bir insandır Gazi Avşar. Adnan Menderes ile arasının çok iyi olduğu söylenir.DP'nin tüm seçim gezilerine gidermiş. Demokrat Parti ile bağları kuvvetli bir insan olduğu söylenir ve yaptıramayacağı işin olmadığı anlatılırdı. Bu bağdan dolayı Adnan Menderes ile Yassıada'da yargılanmış, hapis yatmış ve bir kısım mallarına da el konulmuş.
Aile o yıllardan sonra da bu işleri bir miktar daha yaptı. Ancak o tantanalı günler bir daha asla olmadı. Günümüzde kardeşinin çocukları eski şaşalı günleri kadar olmasa da Altınkapı adı altında bir yer işletiyorlar. Ancak o şaşalı günler geride kaldı. Kaba güçle kurulan düzen 60 ihtilali ile sona erdi..O günlerden geriye şu an hatıradan başka bir şey kalmadı. Hatta işin kötü tarafı o dönem insanlarının çoğu rahmetli olduğundan o günleri hatırlayan ve sohbetini yapan dahi kalmadı denebilir.
Gazi Avşar köyümüz insanı için ne yapmıştı? Bir çok insanı Kırşehir'den koparıp Ankara'da çalışır hale getirdi. Ücret karşılığı çalışmayı öğretti. Büyük şehir'de yaşayıp farklı mesleklere geçmemize vesile oldu.Ankara'nın imkanlarını kullanır hale gelindi. Okuma yazma konusunda, devlet dairelerinde iş bulma konusunda ilk adım ağırlıklı olarak onun sayesinde atıldı.Köyümüz ve köylümüzün bir ayağı köyde kaldı ise bir ayağı da artık dışarıda idi.
Gazi Avşar hakkında yorum yaparken her türlü yorum yapılabilir insan. Yarıdan fazlası dolu bir bardak gibidir o. Kanımca onun hakkında yapılacak en doğru yorum şu olacaktır. Tüm köylülerim için geçerli olduğu gibi kendine zararlı başkasına yararlı bir insandı. Koca köyü Ankara'ya tek tek getiren hatta hatta evlerini, ailelerini Ankara'ya getirmeleri için ayrıca teşvik eden bu değerli büyüğümüze Allah'tan rahmet dilemekten başka şu an için elimizden başka bir şey gelmemekte.
Annem onun iyiliğini hiç unutmamıştı. Her konu açıldığında hayır duasını eksik etmezdi. Köyde kalsaydık çocuklarımın hiçbiri okumazdı, derdi. Babam sanatoryumda yatarken köylülerimizle babamın günlük yevmiyesini göndermesini annem takdirle anlatırdı.Köylülerimiz çalışmadan para almamıza karşı çıkmış, o ise hastaneden çıkana kadar paranın gönderileceğini söylemiş ve göndertmiş.
.Babam ve aileme emeği geçen Gazi Avşar'a sonsuz teşekkürler.
İyiliklerini asla unutmadık
Her insan gibi onun da iyi ya da kötü yanları vardı elbette. Gazi Avşar o günün koşulları güçlü olmayı rekabetin bir numaralı şartı olduğunu kavramış ve o şekilde davranmış(şu an dahi içkili hizmet sektörü kabadayılık üzerine kurulu) bir kişidir. Tüm bunlar yapılırken birtakım canlar yanmıyor değil. Vurdulu kırdılı bir hayat tarzını tüm hızıyla yaşamıştır.
Kırşehir'den gelip nasıl o işe başladığı hakkında da pek fazla bir fikrim yok. Ancak pavyon, içkili lokanta benzeri işleri 1950-60 yılları arasında Ankara'da yapan, o camiada oldukça sözü geçen, uzun yıllar yaptıkları ve yapmadıkları anlatılan bir insandır Gazi Avşar. Adnan Menderes ile arasının çok iyi olduğu söylenir.DP'nin tüm seçim gezilerine gidermiş. Demokrat Parti ile bağları kuvvetli bir insan olduğu söylenir ve yaptıramayacağı işin olmadığı anlatılırdı. Bu bağdan dolayı Adnan Menderes ile Yassıada'da yargılanmış, hapis yatmış ve bir kısım mallarına da el konulmuş.
Aile o yıllardan sonra da bu işleri bir miktar daha yaptı. Ancak o tantanalı günler bir daha asla olmadı. Günümüzde kardeşinin çocukları eski şaşalı günleri kadar olmasa da Altınkapı adı altında bir yer işletiyorlar. Ancak o şaşalı günler geride kaldı. Kaba güçle kurulan düzen 60 ihtilali ile sona erdi..O günlerden geriye şu an hatıradan başka bir şey kalmadı. Hatta işin kötü tarafı o dönem insanlarının çoğu rahmetli olduğundan o günleri hatırlayan ve sohbetini yapan dahi kalmadı denebilir.
Gazi Avşar köyümüz insanı için ne yapmıştı? Bir çok insanı Kırşehir'den koparıp Ankara'da çalışır hale getirdi. Ücret karşılığı çalışmayı öğretti. Büyük şehir'de yaşayıp farklı mesleklere geçmemize vesile oldu.Ankara'nın imkanlarını kullanır hale gelindi. Okuma yazma konusunda, devlet dairelerinde iş bulma konusunda ilk adım ağırlıklı olarak onun sayesinde atıldı.Köyümüz ve köylümüzün bir ayağı köyde kaldı ise bir ayağı da artık dışarıda idi.
Gazi Avşar hakkında yorum yaparken her türlü yorum yapılabilir insan. Yarıdan fazlası dolu bir bardak gibidir o. Kanımca onun hakkında yapılacak en doğru yorum şu olacaktır. Tüm köylülerim için geçerli olduğu gibi kendine zararlı başkasına yararlı bir insandı. Koca köyü Ankara'ya tek tek getiren hatta hatta evlerini, ailelerini Ankara'ya getirmeleri için ayrıca teşvik eden bu değerli büyüğümüze Allah'tan rahmet dilemekten başka şu an için elimizden başka bir şey gelmemekte.
Annem onun iyiliğini hiç unutmamıştı. Her konu açıldığında hayır duasını eksik etmezdi. Köyde kalsaydık çocuklarımın hiçbiri okumazdı, derdi. Babam sanatoryumda yatarken köylülerimizle babamın günlük yevmiyesini göndermesini annem takdirle anlatırdı.Köylülerimiz çalışmadan para almamıza karşı çıkmış, o ise hastaneden çıkana kadar paranın gönderileceğini söylemiş ve göndertmiş.
.Babam ve aileme emeği geçen Gazi Avşar'a sonsuz teşekkürler.
İyiliklerini asla unutmadık
26 Temmuz 2012 Perşembe
Deniz Gezmiş Efsanesine Farklı Bir Bakış
Deniz
Gezmiş: Ayakları Yere Basmayan Halk Kahramanı
Ayakları
yere basmayan halk kahramanı tabiri bilinçli olarak birleştirilen iki unsurdan
oluşmaktadır. Kanımca hem ayaklarının yere basmamasının (fikirsel bazda) hem de
halk kahramanı oluşunun birçok kanıtı var diye düşünüyorum.19 Yüzyıl ve öncesinin
kahramanlık figürlerinin çoğunu taşıyan Deniz ve arkadaşları 20.yy. ve
sonrasında kahramanlık normlarının tamamen farklılaşması ve aklın fiziki gücü
alt etmesinin çelişkisini yaşadılar. Bu yazı da tüm bunları anlatmak için
yazılıyor aslında.
Deniz Gezmiş gerçeğini
günümüz verileriyle tahlil ettiğimizde” Deniz’in ülkemize katkısı ne
oldu ve onu unutulmaz yapan, sol denince akla gelen üç beş kişiden biri
olmasını sağlayan ne ya da neler idi?” sorusu sorulması gereken bir sorudur. Soranlar
olmuştur da. Aynı soruyu bir de ben kendime sorup bir yanıt ararsam bakalım ne
kadar sağlıklı analiz yapabilmiş olacağım?
Günümüz
gerçekleri ile yapılan tahlil onun adına çok fazla pozitif sonuçlar
çıkartmayacaktır. Ancak amaç onu yargılayıp
kötülemek olmadığından bu sakınca mazur görülebilir diye düşünüyorum. Yapılan
mücadelenin ne için yapıldığı ve varılmak istenen sonuçların ne oranda
gerçekleşip gerçekleşmediği sorusunu soracak olmamızdaki amaç onu ne
kötülemek ne de yargılamak içindir. Yapılan işin hasadını yaparak değdi mi
değmedi mi ya da nerelerde yanlış yapıldı(bu kişiye ve
bakış açısına göre farklı sonuçlar verecek bir soru olsa da) sonuçlarına
ulaşmaktır asıl amaç.
Deniz Gezmiş
mücadeleyi çok basite indirgemiştir. Yapılacak bir devrim ile istenen sonuca
büyük oranda ulaşılabileceği kanaati taşıyan bir bakış açısına sahiptir.
Yönetimin kimde olduğu sorusu onun için çok önemlidir ve iktidar ele
geçirilir ise mücadelenin en önemli
kısmı tamamlanacaktır. Amaç iktidarı bir şekilde ele geçirmektir. Bu basit
mantık hesabı çok karmaşık bir dünyayı açıklamaya yetmedi. İyi niyeti ve hayatını
ortaya konarak yaptığı mücadelede bir şeyler eksikti.
Devrimci
mücadelenin (gönüllü olarak) fikir kısmında değil de silahlı olan yanına yatkın bir karakteri vardı. Bu yanı ise onun acı sonunu hazırladı.
Davasına çok inanmıştı. Güçsüzün yanında, ezenlerin karşısında olmayı ilke edinmişti. Davadan geri dönüş
seçeneğini seçeneklerin arasına
koymamıştı. Ve en önemlisi sıradan bir katil olma yanılgısına hiç düşmedi. Dava
onun için getirisi olan bir şey olmadı hiçbir zaman. Sürekli kendinden
verdi. Canını dahi davasından
esirgemedi.
Tüm bu
anlatılanlar onu ölümsüz yaptı. O davasını ve insanları karşılıksız sevmişti.
Sevenleri de bu karşılıksız sevgiyi karşılıksız bırakmayarak onu ölümsüz
yaptılar. Bu yüzden de onun için yanlış yaptı mı sorusu çok fazla
sorulmadı. Halk kendi isyanını onunla
ifade etti. Yapamadıklarını destansı şekilde ona yaptırdı ve halkın sesi olmayı
yıllarca sürdürdü. Onun yapmak istediği ile(devrim) halkın onda gördüğü (halk
kahramanı)aslında birebir örtüşmese de o artık bir halk kahramanıydı. Adı
dilden dile dolaşır olmuştu. Umut olmuştu. Ancak umut ve umutlar bir çok sebepten uzun ömürlü olmadı.
O bir halk
delikanlısı olarak haksızlığa tepki vermişti. Onlar adına hapse düşüp onlar
adına asılmıştı. Bu ona empoze edilmemişti. Ayrıca kendisi de mağdur olan bir
aileden değildi. Olanları yok saysa, görmezden gelse mutlu da bir hayatı çok
rahat olabilirdi. O zor olanı seçti. Asıldı ancak ölümsüz olmayı başardı.
İşin diğer
yanına gelince halk için tek yapılabilecek olanı mı yaptı? sorusu asıl sorulması gereken sorudur
sanırım. Başka ne ya da neler yapılabilirdi?
İnsanı kurtarma
ile toplumu kurtarma iki farklı şeyi anlatan, tamamen birbirine zıt iki
durumdur. İnsanı kurtarmak anlık bir refleks ile yapılabilir şeyleri
çağrıştırırken(yangın, sel, deprem, kavga, maddi sıkıntı vb. durumlarda
yapılacak şeyler), toplumsal kurtuluş uzun uğraşları gerektiren karmaşık bir
emeği gerektirir. Oldukça zor, fikri
altyapı gerektiren, yetişmiş insan ihtiyacı olan böyle bir mücadele doğal
olarak silahla değil ancak beyinle ve özveri ile yapılabilir. Mağdur olan bir
insanın (trafik kazası geçiren bir insanı hastaneye götürmek ya da paraya
ihtiyacı olana maddi yardım yapmak gibi) mağduriyeti bireysel bir çabayla kolayca çözülebilmesine
karşın toplumsal sorunlara çözüm bu kadar kolay üretilememektedir. İşsizlik, toplumsal adalet gibi sorunları
çözmek çok bilinmeyenli bir denklemi çözmek gibi zordur. Bilgi, birikim, zaman
ve uğraş ister.
Deniz ve
arkadaşları işi hafife alıp bu ikilemi göremediler diye düşünüyorum. Bu hususta şöyle bir yanıtla karşılaşacağım
kanısındayım. Deniz ve arkadaşları
devrim yapıldıktan sonra tüm bu anlatılan eksikliklerin daha kolay çözüleceğine
inanıyorlardı, denebilir. Sovyetler Birliğinde olduğu gibi sanayi, eğitim,
adalet benzeri tüm kurumlarda devrimci dönüşüm sağlanabilir hatta hatta çok
hızlı başarılabilir diye
söylenebilir. Buna şöyle bir
yanıt vermek isterim. Silahla bir başarı elde etmeye alışan insan (silahlı devrim ile fikri devrim
zıtlığı ) her sıkıştığı yerde silahın
sorunları çözmedeki marifetini kullanmak ister. Her insan ya da gurup uzman
olduğu alanda daha rahat çözümler üretir. Silahlı devrimi çözüm gören sistem de
ağırlıklı olarak sistemini baskı üzerine kuracaktır. Sovyetler Birliğinde de
aynen bu şekilde olmuştur. Muhalif olanın bu tür sistemlerde yaşama şansı yok
denecek kadar azdır.
Yetişmemiş
kadro kendini sürekli eğitime tabi
tutarak kendini yeniler demek ne kadar gerçekçidir. O tip insanlar
başarının zaman alıcı bir iş olduğunu değil de başarısızlığın iyi yönetilmemekten kaynaklanan bir sorun
olduğunu düşünen insanlardır. Tabii ki
kendilerine aşırı hayranlıkları vardır ve gaza gelmeğe uygun insanlardır. İlk
başta tamamen iyi niyetle başlayan bir çaba kısa zamanda despot bir yönetime
dönüşür. Bu dakikadan sonra amaç kurulan sistemin korunmasıdır. Bu da fikirle
değil en iyi bilinen yolla olacaktır tabii ki. Şu ana kadar ki örneklerin
tamamı bu yönde sonuçlar vermiştir.
Aşağıya
yapacağım iki alıntı Deniz Gezmişin de( yukarıda anlatmaya çalıştığım) kolaycı
yola kayanlardan olduğunu gösterir niteliktedir. Ancak bizler Deniz’in eline
gücü geçirip baskıcı yanını görmüş değiliz. Eline böyle bir güç geçse idi o da
aynen bu yönde kullanırdı demek de ne kadar doğru olur bilmem. Benim burada
vurgulamak istediğim kolay çözümlerin aslında çözüm olmadığı ve yeni sorunları
beraberinde getirdiğidir.
Benim saatlerce
konuşarak anlatamadığımı Goethe ne kadar güzel anlatmış. “Hangi yönetim mi en
iyidir? Kendimizi yönetmeyi bize öğreten.”
İşin özü sanırım güçlü yönetimlerden ziyade güçlü bireyler
yetiştirilmesinde. Atalarımızın çocuklarına belli bir yaşa kadar adını
koymaması ve çocuğun adını kendisinin hak etmesi bununla örtüşen bir örnektir. Aynı şekilde
akıllı çocuğun var parayı ne yapacaksın deli çocuğun var parayı ne yapacaksın
atasözü güçlü insanlar yetiştirilmesinin önemini vurgulamaktadır.
Turan
Feyizoğlu’nun Deniz, Bir İsyancının
İzleri adlı kitaptan iki kısa alıntı yaparak konuyu kapatmak istiyorum.
“………Deniz’in FKF’liler konusunda şöyle bir tavrı
vardı:FKF’lilerle tartışmayın, aşağılık duygusuna kapılırsınız.Adamlar lafazan.
Biz onları eylemşe halledeceğiz.” Sf.47
“Toplantılara katılmak Deniz için zaman kaybı anlamına
geliyordu. Deniz hiç olmazsa toplantılara gel, alınan kararlara katıl, derdim,
Deniz ise Rasih Ağabey (Rasih Nuri İleri) siz kararları alın ben uygularım,
derdi.” Sf.100,101
21 Temmuz 2012 Cumartesi
CHP'nin İktidar Olamama Sebepleri 2
Dinin Önemini İdrak Edemez Hale Getirilen Parti: CHP
Osmanlıda olsun veya Atatürk döneminde olsun dinden bu kadar kaçılmamış, araya mesafe konulmamıştı. Laiklik anlayışının Avrupa eksenli algılanışı CHP'yi bir Avrupa partisi haline getirmiş olabilir. Ancak seçmen Türk kaldığı için seçim hezimetleri ard arda gelmeye devam etmiştir.Din Türk halkı için önemlidir. Cennet, Şehit olma, Haram ve Helal , Türbeler,Yatırlar, Dini Bayramlar,Yaşlılara Saygı gibi birçok kültürel unsur dinin hayatımızın içine ne kadar girdiğinin göstergesidir.Ülkemizde ahlak, komşuluk ilişkisi, ailevi konular, adalet duygusu gibi birçok konu da yoğun şekilde dini altyapının üzerine oturmaktadır. Böylesine hayatı kuşatmış Dini ve onun kurumlarını görmezden gelmek nasıl adlandırılır acaba. İşi ehline ver sözünün siyasiler için de geçerli olduğunu, hatta onlar için daha fazla geçerli olduğunu düşündürüyor bu basit gerçekler.
Burada şu tespiti de yapmadan geçersek haksızlık yapmış oluruz. Ülkemizde siyasi diye bilinen bir çok insan aslında ya askerdi ya da tüccar, din adamı veya başka bir meslekten insandı. Zaruret onları aynı zamanda siyasi de yaptı. Bu bir gerçek. Ancak bunlardan birkaçı diyebileceğimiz insan siyaseti hakkı ile yaptı. Diğerleri siyasetin ülkedeki getirilerini tattıkları ,yaşadıkları için eski mesleklerine dönemediler diyebilirim. İkinci adam yetiştirme kültürünün olmaması da başarılı insanların yetişmemesi konusunda sıkıntılarımızın devamını sağladı. Osmanlı zamanındaki alternatif olanı tehlike görme anlayışı (o yıllarda istikrar açısından çok yararını gördüğümüz Fatih'in kardeş katlini makul görme fetvası) cumhuriyette de artarak devam etmiş ve kaliteli siyasi insan yetişmesini engellemiştir
Atatürk döneminde dinden uzak durma şöyle dursun dine pozitif anlamda birçok katkı yapılmıştır. Tekke ve zaviyelerin kapatılması, medrese eğitimi yerine ulusal eğitim sisteminin konulması, Kuran'ın Türkçeye çevrilmesi ,Türkçe Ezan, Diyanet teşkilatının kurularak dini hizmetlerin tek elde toplanması gibi birçok yenilik hep Atatürk zamanının katkılarıdır. Devlet yönetimindeki dini ağırlığı makul hale getirmek için hukuk, milli eğitim ve özellikle yazı dilinde latin alfabesine geçiş dini sonuçları olan değişimlerdir. Yüzyılların taassubunu kırmanın başka yolunu bulamayan Atatürk tüm bu alanlarda yeni bir sayfa açmayı denedi ve bunda da büyük oranda başarılı oldu. Korkmadan dini kurumların üzerine gitti. Kendince çözümler üretti. Çoğu haklı gözlemlere dayanan bu değişim icraatları başarılı sonuçlar verdi. Başarı ölçütüm günümüzün modern Türk Devleti ile diğer komşu ülkelerinin karşılaştırılmasına dayanmaktadır. Batı ülkelerinin önüne geçme gibi bir beklenti sahibi olan insanlar yok değil. Böyle bir sonuca bu kadar kısa bir zamanda ulaşmak dahi çok iş yapıldığının kanıtıdır sanırım.
Atatürk sonrasında, muhalefete düşmenin de etkisiyle din hep uzak durulan ve öyle yapılmaz ise laiklik elden gider havası yaratılan bir kurum oldu. Acaba bu ne kadar doğru idi? Var olan bir şeyi yani dini yok farz etmek, tehlike anındaki deve kuşu ile CHP kadrolarının yapacağı bir iş olsa gerek. Bu tür tepkiler çaresizlik içindeki insanların yapacağı işti. O insanlar da öyle yaptılar. Güçlü insanlar ve kurumlar çözümler üretir ve sorunları o şekilde bertaraf eder. Son zamanların CHP kadroları ise sorunları çözen değil yokmuş gibi yaparak komik duruma düşen pozisyonda göründü hep.
Ayrıca bir takım insanlar rakipleri için dini kullanıyorlar gibi bir suçlamada bulunmaktadırlar. Özellikle başarısızlıkların ardından yapılan bu tür iddialar ve yakıştırmalar hiç hoş olmuyor. Dini kullanma gibi bir tabir çok saçma. Nedenine gelince başarı için yapılan her türlü olumlu çaba takdire şayandır. Yalan, iftira benzeri yollarla yapılan propaganda ise madur olma sebebi asla olamaz. Bir şeyin yalan olduğunu bilmek ve bunu rakibinin yapması insana avantaj verir. Tabii ki o yalanı insanlara anlatmak şartıyla. Dini kullanıyor dediğimiz insanı kendimize rakip sayarsak, bu rakip olsa olsa zayıf rakip olur. Bunun için çalışmak gerekir. Makamı,koltuğu bırakıp insanların ayağına gitmek gerekir.Onların dertlerini dinlemek, yemeğini paylaşmak ve eşit insanlar olduğumuzu, hizmet için her zaman yanlarında olduğumuzu anlatmamız gerekir. Gönül bağı kurulduğunda bu bağı ancak ölümün ayırdığını gözlediğim Anadolu insanını yeniden keşfetmek ve Atatürk'ün bol bol yaptığı gibi yurt gezileriyle sorunu yerinde görmek ilk yapılması gereken iştir. Tüm bunlar zahmetli işlerdir ve zordur bazı insanlar için. Biz tembel olunca da, rakip meydanı boş bulur ve yalan da söyler yanlış ta. Kızmaya da hakkımız yoktur. Kızılması gereken bizizdir. Kızacak olan asla parti yönetimi ve teşkilatlar değildir.
Yönetimde şu an için olması mümkün gözükmeyen CHP kadroları peki ne yapabilir. CHP kadrolarının laiklik hassasiyetleri dini yanlarının körelmesini sağlamış gözüküyor. Dini vecibelerin uygulanması sıfır düzeyine inmiş kadrolarla iş yapmak ve çözüm üretmek mümkün değildir. Dini hususlara rakibin gözü ile bakmak ayrı, tamamen konudan kendini soyutlamak ayrı şeyler.Din yaşanarak insanlara mesaj verilebilecek bir alandır. Atamızın dini alanda yapmayı başaramadığı konu bu kısımda ortaya çıkmaktadır. Latin harfler konusunda yaptığı öğretmenlik görevini ne yazık ki din konusunda yapamamıştır. Onun uygulamalı pozitif din yorumları topluma çok şey katardı diye düşünüyorum. Ayrıca en az bunun kadar önemli olanı CHP kadrolarının dine bakışı bu kadar sıfır düzeyde olmazdı.
Her işte olduğu gibi din konusunda da yaşayarak, hissederek çözümler üretebiliriz. Suya sabuna dokunmadan nasıl banyo yapmak mümkün değilse dini kurumlardan uzak kalarak da bu işler yapılamaz.Dini yaşamak gerekir. Aynısını yılladır diğer partiler yapıyor denecektir ve doğrudur. Ben din konusunda Anadolu'nun yarattığı Yunus Emre'nin gözüyle bakılan dini yaşamak ve anlatmak olarak bakıyorum konuya. Onların Din yorumu sağlıklı olsa idi tüm bunları anlatmanın bir anlamı olmazdı. Yanlış yapan varsa daha iyisini ya sen yapacaksın yada şikayet etme durumunda olmayacaksın. Dırdırcı olmak yıllarca yapılan tek şey oldu. Hep akıl verildi ve üstten bakıldı. Bu bakış açısı artık geçerli değil. Rakibinin olduğu her yerde olacaksın.O yalanı ve yanlışı söylediğinde nefesini ensesinde hissedecek. Yunus'un diliyle konuşacaksın. Atatürk azmi ile çalışacaksın. Tüm bunlar zaman da alacak. Hepsinden önemlisi yaptığın işe inanan kadrolarla çalışacaksın. İhale kapma peşindeki siyasetçi kadroları mükemmel bir fikri dahi bir hiç seviyesine çok kolay indirebilir. Konuyu önce kafada çözüp sonra maça çıkacak ve başarana kadar mücadeleye devam edeceksin.
Tüm yukarıda anlattığım şeylere ek olsun diye J.Schumpeter Kapitalizm,Sosyalizm ve Demokrasi kitabından bir alıntı yaparak dinin önemini vurgulamak istiyorum. Schumpeter Karl Marx'ın başarısının sırrını bilimsel başarısından ziyade dini figürleri sisteminin içine başarı ile monte etmesine bağlıyor.Aşağıdaki alıntı konuya vermiş olduğum önemi daha net anlaya yardımcı olur kanaatindeyim.
" Mürşit Marx
Bu bölüme başlık olarak dini bir terimi seçmemiz, kat'iyen bir dikkatsizlik eseri değildir. Ortada yakın bir benzeyiş vardır. Önemli bir görünüşü ile marksizm bir dindir.Kendisine inananlara ilk planda, hayata anlam veren ve olayları, gelişmeleri değerlendirmek için kesin kriter basamakları kuran bir sistemi sunar. Bunun ötesinde, ikinci planda ise marksizm, bir kurtuluş yolunu, kötülüğü ortaya koyan gerçeği insanlığa ya da insanlığın seçilmiş bir bölümüne göstermekte,öncülük etmektedir.Daha açık bir deyişle, marksist sosyalizm, cenneti yeryüzünde vadeden dinler grubunda yer alır.....
Marksizmin dini karakteriyle ilgili olarak ortaya konulabilecek diğer önemli bir nokta da, bu dini karakterin marksizmin başarısını açıklayabilmesidir. Tamamen bilimsel bir başarı, Marx'ınkinden daha mükemmel olsa bile, tarihsel anlamda bir ölümsüzlüğe ulaşılmasını sağlayamaz. "
Osmanlıda olsun veya Atatürk döneminde olsun dinden bu kadar kaçılmamış, araya mesafe konulmamıştı. Laiklik anlayışının Avrupa eksenli algılanışı CHP'yi bir Avrupa partisi haline getirmiş olabilir. Ancak seçmen Türk kaldığı için seçim hezimetleri ard arda gelmeye devam etmiştir.Din Türk halkı için önemlidir. Cennet, Şehit olma, Haram ve Helal , Türbeler,Yatırlar, Dini Bayramlar,Yaşlılara Saygı gibi birçok kültürel unsur dinin hayatımızın içine ne kadar girdiğinin göstergesidir.Ülkemizde ahlak, komşuluk ilişkisi, ailevi konular, adalet duygusu gibi birçok konu da yoğun şekilde dini altyapının üzerine oturmaktadır. Böylesine hayatı kuşatmış Dini ve onun kurumlarını görmezden gelmek nasıl adlandırılır acaba. İşi ehline ver sözünün siyasiler için de geçerli olduğunu, hatta onlar için daha fazla geçerli olduğunu düşündürüyor bu basit gerçekler.
Burada şu tespiti de yapmadan geçersek haksızlık yapmış oluruz. Ülkemizde siyasi diye bilinen bir çok insan aslında ya askerdi ya da tüccar, din adamı veya başka bir meslekten insandı. Zaruret onları aynı zamanda siyasi de yaptı. Bu bir gerçek. Ancak bunlardan birkaçı diyebileceğimiz insan siyaseti hakkı ile yaptı. Diğerleri siyasetin ülkedeki getirilerini tattıkları ,yaşadıkları için eski mesleklerine dönemediler diyebilirim. İkinci adam yetiştirme kültürünün olmaması da başarılı insanların yetişmemesi konusunda sıkıntılarımızın devamını sağladı. Osmanlı zamanındaki alternatif olanı tehlike görme anlayışı (o yıllarda istikrar açısından çok yararını gördüğümüz Fatih'in kardeş katlini makul görme fetvası) cumhuriyette de artarak devam etmiş ve kaliteli siyasi insan yetişmesini engellemiştir
Atatürk döneminde dinden uzak durma şöyle dursun dine pozitif anlamda birçok katkı yapılmıştır. Tekke ve zaviyelerin kapatılması, medrese eğitimi yerine ulusal eğitim sisteminin konulması, Kuran'ın Türkçeye çevrilmesi ,Türkçe Ezan, Diyanet teşkilatının kurularak dini hizmetlerin tek elde toplanması gibi birçok yenilik hep Atatürk zamanının katkılarıdır. Devlet yönetimindeki dini ağırlığı makul hale getirmek için hukuk, milli eğitim ve özellikle yazı dilinde latin alfabesine geçiş dini sonuçları olan değişimlerdir. Yüzyılların taassubunu kırmanın başka yolunu bulamayan Atatürk tüm bu alanlarda yeni bir sayfa açmayı denedi ve bunda da büyük oranda başarılı oldu. Korkmadan dini kurumların üzerine gitti. Kendince çözümler üretti. Çoğu haklı gözlemlere dayanan bu değişim icraatları başarılı sonuçlar verdi. Başarı ölçütüm günümüzün modern Türk Devleti ile diğer komşu ülkelerinin karşılaştırılmasına dayanmaktadır. Batı ülkelerinin önüne geçme gibi bir beklenti sahibi olan insanlar yok değil. Böyle bir sonuca bu kadar kısa bir zamanda ulaşmak dahi çok iş yapıldığının kanıtıdır sanırım.
Atatürk sonrasında, muhalefete düşmenin de etkisiyle din hep uzak durulan ve öyle yapılmaz ise laiklik elden gider havası yaratılan bir kurum oldu. Acaba bu ne kadar doğru idi? Var olan bir şeyi yani dini yok farz etmek, tehlike anındaki deve kuşu ile CHP kadrolarının yapacağı bir iş olsa gerek. Bu tür tepkiler çaresizlik içindeki insanların yapacağı işti. O insanlar da öyle yaptılar. Güçlü insanlar ve kurumlar çözümler üretir ve sorunları o şekilde bertaraf eder. Son zamanların CHP kadroları ise sorunları çözen değil yokmuş gibi yaparak komik duruma düşen pozisyonda göründü hep.
Ayrıca bir takım insanlar rakipleri için dini kullanıyorlar gibi bir suçlamada bulunmaktadırlar. Özellikle başarısızlıkların ardından yapılan bu tür iddialar ve yakıştırmalar hiç hoş olmuyor. Dini kullanma gibi bir tabir çok saçma. Nedenine gelince başarı için yapılan her türlü olumlu çaba takdire şayandır. Yalan, iftira benzeri yollarla yapılan propaganda ise madur olma sebebi asla olamaz. Bir şeyin yalan olduğunu bilmek ve bunu rakibinin yapması insana avantaj verir. Tabii ki o yalanı insanlara anlatmak şartıyla. Dini kullanıyor dediğimiz insanı kendimize rakip sayarsak, bu rakip olsa olsa zayıf rakip olur. Bunun için çalışmak gerekir. Makamı,koltuğu bırakıp insanların ayağına gitmek gerekir.Onların dertlerini dinlemek, yemeğini paylaşmak ve eşit insanlar olduğumuzu, hizmet için her zaman yanlarında olduğumuzu anlatmamız gerekir. Gönül bağı kurulduğunda bu bağı ancak ölümün ayırdığını gözlediğim Anadolu insanını yeniden keşfetmek ve Atatürk'ün bol bol yaptığı gibi yurt gezileriyle sorunu yerinde görmek ilk yapılması gereken iştir. Tüm bunlar zahmetli işlerdir ve zordur bazı insanlar için. Biz tembel olunca da, rakip meydanı boş bulur ve yalan da söyler yanlış ta. Kızmaya da hakkımız yoktur. Kızılması gereken bizizdir. Kızacak olan asla parti yönetimi ve teşkilatlar değildir.
Yönetimde şu an için olması mümkün gözükmeyen CHP kadroları peki ne yapabilir. CHP kadrolarının laiklik hassasiyetleri dini yanlarının körelmesini sağlamış gözüküyor. Dini vecibelerin uygulanması sıfır düzeyine inmiş kadrolarla iş yapmak ve çözüm üretmek mümkün değildir. Dini hususlara rakibin gözü ile bakmak ayrı, tamamen konudan kendini soyutlamak ayrı şeyler.Din yaşanarak insanlara mesaj verilebilecek bir alandır. Atamızın dini alanda yapmayı başaramadığı konu bu kısımda ortaya çıkmaktadır. Latin harfler konusunda yaptığı öğretmenlik görevini ne yazık ki din konusunda yapamamıştır. Onun uygulamalı pozitif din yorumları topluma çok şey katardı diye düşünüyorum. Ayrıca en az bunun kadar önemli olanı CHP kadrolarının dine bakışı bu kadar sıfır düzeyde olmazdı.
Her işte olduğu gibi din konusunda da yaşayarak, hissederek çözümler üretebiliriz. Suya sabuna dokunmadan nasıl banyo yapmak mümkün değilse dini kurumlardan uzak kalarak da bu işler yapılamaz.Dini yaşamak gerekir. Aynısını yılladır diğer partiler yapıyor denecektir ve doğrudur. Ben din konusunda Anadolu'nun yarattığı Yunus Emre'nin gözüyle bakılan dini yaşamak ve anlatmak olarak bakıyorum konuya. Onların Din yorumu sağlıklı olsa idi tüm bunları anlatmanın bir anlamı olmazdı. Yanlış yapan varsa daha iyisini ya sen yapacaksın yada şikayet etme durumunda olmayacaksın. Dırdırcı olmak yıllarca yapılan tek şey oldu. Hep akıl verildi ve üstten bakıldı. Bu bakış açısı artık geçerli değil. Rakibinin olduğu her yerde olacaksın.O yalanı ve yanlışı söylediğinde nefesini ensesinde hissedecek. Yunus'un diliyle konuşacaksın. Atatürk azmi ile çalışacaksın. Tüm bunlar zaman da alacak. Hepsinden önemlisi yaptığın işe inanan kadrolarla çalışacaksın. İhale kapma peşindeki siyasetçi kadroları mükemmel bir fikri dahi bir hiç seviyesine çok kolay indirebilir. Konuyu önce kafada çözüp sonra maça çıkacak ve başarana kadar mücadeleye devam edeceksin.
Tüm yukarıda anlattığım şeylere ek olsun diye J.Schumpeter Kapitalizm,Sosyalizm ve Demokrasi kitabından bir alıntı yaparak dinin önemini vurgulamak istiyorum. Schumpeter Karl Marx'ın başarısının sırrını bilimsel başarısından ziyade dini figürleri sisteminin içine başarı ile monte etmesine bağlıyor.Aşağıdaki alıntı konuya vermiş olduğum önemi daha net anlaya yardımcı olur kanaatindeyim.
" Mürşit Marx
Bu bölüme başlık olarak dini bir terimi seçmemiz, kat'iyen bir dikkatsizlik eseri değildir. Ortada yakın bir benzeyiş vardır. Önemli bir görünüşü ile marksizm bir dindir.Kendisine inananlara ilk planda, hayata anlam veren ve olayları, gelişmeleri değerlendirmek için kesin kriter basamakları kuran bir sistemi sunar. Bunun ötesinde, ikinci planda ise marksizm, bir kurtuluş yolunu, kötülüğü ortaya koyan gerçeği insanlığa ya da insanlığın seçilmiş bir bölümüne göstermekte,öncülük etmektedir.Daha açık bir deyişle, marksist sosyalizm, cenneti yeryüzünde vadeden dinler grubunda yer alır.....
Marksizmin dini karakteriyle ilgili olarak ortaya konulabilecek diğer önemli bir nokta da, bu dini karakterin marksizmin başarısını açıklayabilmesidir. Tamamen bilimsel bir başarı, Marx'ınkinden daha mükemmel olsa bile, tarihsel anlamda bir ölümsüzlüğe ulaşılmasını sağlayamaz. "
20 Temmuz 2012 Cuma
CHP'nin İktidar Olamama Sebepleri 1
LİDERİN ÖNEMİ
Dünyada geçerli,başat özellikleri olan iki konu ( liderin bir parti için önemi ve din )uzun zamandır CHP'de önemsenmiyor,belki de öneminin farkında değiller. Lider ve Dinin hem ülkemiz hem de partimiz için çok önemli iki etken olduğunu basit birkaç gözlemle her insan rahatça gözleyebilir. Bu iki etkenin CHP tarafından gözardı edilmesinin türlü sebepleri var. Birkaçını ben rahatça söyleyebilirim. Daha fazla etkeni ise parti konusunda daha fazla bilgisi olan kişiler ortaya koyabilir. Partideki yanlış demokrasi anlayışı, örgüt yapısının görev alanların tamamen menfaat beklentisi ile hareket etmeleri , bölgecilik anlayışının partide aşırı güçlü olması gibi olumsuzluklar benim sayabildiğim, basit gözleme dayalı tespitler. Ancak partinin başarısızlığının asıl nedeni olarak yaptığım basit gözlemlerdeki etkenlerin değilde lider ve din konusundaki partinin silik görüntüsünün etkili olduğu kanaatindeyim.
Türkler için liderin ne kadar önemli olduğunu, uzun uzun anlatmaya gerek yoktur diye düşünüyorum. Atatürk dönemi CHP'si ile Menderes'in Demokrat Partisi liderin önemini vurgulamaya yeter. Aynı şekilde Özal ve Tayyib Erdoğan'da lider olarak topluma mesajlar vermiş ve belli başarılar elde etmiş insanlardır. Bülent Ecevit'i başarılı bulanlar vardır. Ben başarılı olarak göreceğim yanlarının olduğunu düşünsem de liderlik vasıflarını taşımadığı kanaatindeyim. Başarısını ağırlıklı olarak iki olaya bağladığım (Kıbrıs Savaşı ve Öcalan'ın ülkeye getirilişi ) Ecevit bir çok konuda başarısız kalmış ve liderlikte, istikrar ve tüm ülkenin önderi olma özelliğini koruyamamış bir insandır.Oy oranını pek çok sebebin de etkisi ile eritmiş ve küçük bir partinin lideri konumuna adeta kendisini hapsetmiştir.
Lider bulma kısmındaki kısırlığın başlıca sebebi örgütün genel başkana aşırı bağımlı olmasıdır. Yeni lider adayının bu kısır döngüyü kırması ve partinin başına geçmesi neredeyse imkansız hale gelmiştir. CHP' nin halkından kopması partiyi küçültmüş, başarısız liderler bu küçülmenin sebebi olarak hiç bir zaman kendini görmemişlerdir. Yüzyıllardır ulusumuz hanedan şeklinde yönetilmiş olmasının olumsuz yanını günümüzdeki demokratik sisteme çok iyi uygulamışlar ve hanedan kafasıyla demokratik sistemi işletmeye çalışmışlardır. Geçmişin hanedan yönetimini kötülemek hiç bir zaman aklımdan geçmez. O yılların doğrusunu bu dönemin doğrusu ile bu kadar kötü sentez yapmak başarısızlığı getirmiştir. Sistem başarısız lideri elemenin yolunu açamamıştır.Elit kadro diye anılan insanların aslında tembel kadro olduğu yıllarca fark edilememiştir. Bu insanlar özel bir şirket yöneticisi mantığı ile bağlı olduğu kuruma hizmet eden değil, bir kamu şirketi yöneticisi mantığıyla kurumunun tüm imkanlarını kullanan bir aristokrat konumuna yükselmiştir. Bu imkanlardan ayrılmak tabii ki insana hayli zor geleceğinden hiç kimse bu makamları bırakmak istememiştir.
Partinin küçülmesini sosyal demokrat yöne kayış, alevi insanların partide yoğun olarak toplanması ve geçmişte yaşanmış baskı imajı gibi etkenler sağlamıştır. İşçi nüfusunun yetersiz olduğu bir ülkede geniş halk kitlelerini ihmal edip sol imaj çizmek ilk başta bir umut yaratmışsa da uzun vadede pek yararlı olmamıştır. Sendikalı işçiler işçi ekseninde değil de siyasi kimlikleri doğrultusunda oy vermişlerdir. Yaratılan sağ-sol kamplaşmasında din figürü diğer partiler tarafından çok iyi kullanılmış ve alevi'lerin CHP yi tercihleri partiyi bu bağlamda oy kaybına uğratmıştır. Lider bu durumda tüm bu sorunlara çözüm üreten kişidir. Ne sosyal demokrasi zararlıdır, ne de alevi yurttaşlarımız kötü insanlardır. Ben bunları vurgularken rakip partilerin avantaj olarak kullandığı bu tespitleri gerçek olduğundan ziyade günümüzde dahi çözülememiş sorunlar olduğundan vurgulamak istiyorum.
Avrupa kültürüne aşırı bağımlılık her başımız sıkıştığında çözümü batıda aramaya itmiş bizleri. Bu Osmanlıdan gelen bir alışkanlık. Onlardan bir çok şey aldık ve yararlandık bu aldığımız şeylerden. Atatürk döneminde alınan şeyler önce yöneticiler tarafından uygulanır ve halka bu şekilde telkinlerde bulunulurdu. Bu uygulamalarda baskı hiç olmadı demek tabii ki imkansız. Ancak şekli unsurların din adı altında toplumu kargaşaya sürüklemesine asla izin verilmemiştir. O geçiş döneminde dahi demokrasi alt yapısı kurulmaya çalışılmış ve demokratik sistemin önemi sürekli vurgulanmıştır. Son dönemlerdeki sosyal demokrat CHP ifade si ile uygulamadaki parti yapısı arasında tam bir tezat bulunmaktadır. Demokrasi adı altında yapılanlar tamamen tiyatro oyununu hatırlatmaktadır. Nedeni ise içinde halk olmadan oynanan, halk konulu bir piyes sergilenmektedir çünkü.
Lider ve bu bağlamda önemini vurguladığım demokratik sistem ülkemiz için çok önemli. İkisini birbirinden ayırt etmememin sebebi başarısız liderlere karşı sigorta görevini demokratik sistemin sağlayacak olmasıdır. Burada üzerinde durulması gereken şudur. Yıllaca CHP de olduğu gibi güçsüz liderlerle bir yere varmak isteği midir amaç, yoksa güçlü ve hedefleri olan bir liderle oluşturulacak amaca ulaşmak mıdır hedeflenen.Yıllarca partimiz bu ikilem içerisinde sürekli güçsüz yönetimi tercih etti. Bunun farklı sebepleri olabilir. Örneğin rakip duruş gösteren kişinin rakipleri tasfiye etme ihtimali bizim toplumuzda her zaman gündemde olan bir tehlikedir. Gelenin gitme alışkanlığının olmayışı, en azından rakibim de zayıf olsun ben de partim de zayıf olsun psikolojisini doğurmuş olabilir dersem CHP deki hizipçiliği bir miktar anlatmış olurum.
Güçsüz liderler baskıcı olmak zorunda kalıyor ve açıklarını çalışarak değil de antidemokratik yollar kapatıyorlar.İlk başta tepki alsa da zaman topluma ve insanlara her şeyi unutturabiliyor. Bunu bilen yöneticilerimiz, batılı bir siyasetçi için siyaseti bırakma sebebi olan bir hata veya başarısızlıkta , bizim siyasetçimiz çok soğukkanlı kalabiliyor ve olanı kendisi için basit bir hata olarak algılayabiliyor. Tüm bunlardan anlaşılacağı gibi başarılı lider için yapılması gerekenler basit. Sorumluluk ve verilen sorumluluğun karşılığında başarı beklentisi. Yapamayan veya başaramayan gider mantığı şu an için ihtiyacımız olan liderlik vasfıdır. Siyasi örgütleniş şemamızı bu şekilde kurar isek başarı sürekli gelir diyemem ama en azından sürekli başarısızlıklara mahkum kalmayız.
Konuları birkaç etkene indirgemek hatalı sonuçlar verebilir.Ancak başarmak için ortaya çıkan insan başarısızlıkta ne yapacağını bilmelidir. Ancak ondan önce yeterli gücü ona vermekte vatandaş olarak ve halk olarak bizlerin üzerine düşen görevdir. Özellikle CHP için tüm örgütü güncellemek , eğitmek ve halkın içinden ayrılmaması için yapılması gereken ne varsa onları hayata geçirmeli diye düşünüyorum.Ticaretten tutunda her alanda uygulanan başaran kalır başaramayan gider mantığına ne zaman ulaşırız bilmem. Ancak bizlere fabrika kültürü veya işçi kültürü egemen olmadıkça bataklıklar sürekli var olacak ve sivrisinekler sürekli çoğalacaktır.
19 Temmuz 2012 Perşembe
DÜŞÜNMEK VE HİSSETMEK
Düşünme yetisi insanın gelişimi ile bağlantılı olarak sürekli gelişen insani bir özelliktir.Hissetme duygusu ise her insanda farklı oranlarda kendini gösteren bir olgudur. Hissetme duygusu insanın hayvani yanının gelişen bir yanı olmasına karşın, düşünme tamamen insanidir. Bu iki kavram birbirine zıt iki kutbu gösterir gibidir. Bu yüzden insan ve toplumları tahlil etmede bu iki kavramı yorumlamak yararlı sonuç verebilir.
Her iki özelliğin olumlu kullanılmasının eşsiz yararlarını görürüz günlük hayatta. Düşünmeden yapılan bir hareket ise insanın başına kötü sonuçlar getirir. Aynı şekilde korku hissi, sevgi hissi olmasaydı insan ne hale gelirdi bilemeyiz. Bunlara benzer pek çok örneği hepimiz çoğaltabiliriz. Burada şu soruyu ortaya atarak konuyu açalım. İnsanlar yaptıklarının ne kadarını düşünerek ne kadarını ise hissederek yapmaktadır? Bu temel soru bence her toplumda farklı sonuçlar verir. Toplumun temel yapılarından, siyasi örgütleniş, eğitim sistemi ve dini yapılar(bunların yanında kuşkusuz birçok etken de belirleyici vasıftadır) bu iki özelliğin ne oranda kullanıldığını belirlemektedir.
Batı toplumları aklı kullanma kısmında bir miktar konuya farklı bakmışlar ve aklı teknik alandaki gelişmeye yönlendirmişlerdir. Başarılarının sırrı buradadır.Düşünme dediğimiz hususta diğer toplumlar da birçok başarılara imza atmışlar ancak işin hakkını verenler batılı toplumlar olmuştur.
Hissetme ile ilgili hiçbir toplumun diğerinden daha üstün olduğunu söylemek için elimizde bir veri olmadığı kanaatindeyim. Ancak bu konudaki kişisel yorumum şöyle: Hissetme tek başına ele alındığında yeterli olduğu düşünülebilir. Günlük yaşamda bir insan için yeterli olabilen bu yeti uzun vadede başarı için yetersiz kalmaktadır. Burada aklı onun yanına katmamız gerekmektedir.
Batı toplumlarında aklın önemi aşırı abartılmıştır.Kanımca şu an ki sıkıntılarının kaynağı da budur diye düşünüyorum. Yarattıkları medeniyete aşırı güven içindeler. Ancak belli bir zaman mutlu olmaları için yeterli olan medeniyetleri , şu an için çatırdamaya başlamış durumda. Oluşan parasal bir medeniyetti ve maddi sorunları çözmede yeterli sonuçlar verdi. Ancak her şeyin maddiyat olmadığını anlamaları birkaç yüzyıl sürdü. Doğu toplumlarının yaratılan mekanik üretim koşullarını taklit etmeleri ve geliştirerek daha kaliteli ve daha ucuz üretimin mümkün olduğunu ispatlamaları ,batının medeniyetinin çatırdamasında çok etkisi oldu. Batı bir yere kadar pozitif etkilediği üretim sistemini savaşlar ve işgallerle kirletmese idi bu kadar kötü bir imaj kazanmazdı kesinlikle.
Çok karmaşık bir yapıyı bu kadar basit anlatmak benim gibi bir cahilin yapacağı bir iştir sanırım. Bunu ben de kabul ediyorum. Ancak yapmak istediğim hayatı tek boyutlu değil en az iki boyutlu görmenin önemini anlatmak istedim. Yıllarca sağ-sol kavgası yapıldı. Sağ-sol kavgasındaki cahillik ile anlatmak istediğim konudaki cahilliğin birbirinden hiç farkı yok. Hayatı tek doğruya indirme çabasıdır hepsinin temeli. Karşısındakini yok etme çabası aslında kendini yok etme çabasıdır. Hayatı durdurma çabasıdır. Bir anlamda ölüm ve yok olmadır.
Sentez yapma gayreti içinde de değilim.Sentezin yanlışlığından değil,sentez çabasında her insanın olaya kişisel bakış açısını katacağından korkarım O yüzden kişisel görüşten çok olaylara geniş açıdan bakmanın yararını takdir etmişimdir hep. Konulara taraf gözü ile bakma yanılgısına düşmeme gayreti içinde olma da denebilir benimkine.
Bu anlatılanları bir potada eritir isek bu karakterde bir insanı yakın tarihimizde görebiliriz belki. Kişisel başarılarını toplumuna mal edip kendisinin putlaştırılmasına asla izin vermeyen, kendinde üstün meziyetler görmek isteyenlere asla iltifat etmeyen, bilmediği her konuyu araştıran, araştırılmasını isteyen, çalışkanlığı ve konulara getirdiği yorumlarla hala gündemde olan ve bizden biri olmayı , yanımızda olmayı bir iltifat olarak değil bir ihtiyaç olarak düşünen bir kişi geldi , yaşadı ve izler bırakıp ayrıldı diye düşünüyorum.
Bizler gibi hisseden, düşündüğü ve uyguladığı gibi hayatı anlamamız gereken o insana sonsuz teşekkürler.
16 Temmuz 2012 Pazartesi
TÜRKLER VE LİDERLİK HAKKINDA.
Avrupa'da oluşan iktidarı paylaşma kültürünün geçmişi 2-3 yy. öncesine kadar gider. İngiltere'nin öncülüğünde Avrupa'da oluşan kapitalizm sayesinde yepyeni bir kültürle tanıştı tüm dünya. Bu kültür tüm dünyayı az ya da çok etkiledi.Ülkemiz de birkaç yüzyıldır bu değişimin etkisindedir. Ülkemizdeki birkaç yüzyıldır devam eden siyasi çatışmanın ana eksenini bu doğu-batı kültürü eksenli siyasi çekişmeler oluşturur.
Avrupa kültürünün oluşan güncel üstünlüğü ile buna direnen Arap ve Fars ağırlıklı Osmanlı yapısının çatışmasıdır aslında olan. Her kesimin haklılık payı yeterince vardır. Ben bu tartışmalara girip, bu derin tartışma konularında boğulmak niyetinde değilim. Böyle söylememin sebebi benim bu konularda fikrimin olmadığından değil, konuya milli gözle bakmak ve o yönde fikirler üretmek isteğimdendir.Yazının içerisinde yeterince konuya bakış açımı görebileceğiniz fikir kırıntıları serpiştirilmiş olacak.
Doğu - Batı tartışması hep var olacak bir tartışmadır. Önemli olan var olan bu tartışmaya bir taraf gözüyle katılmak değil, insanımız ve ulusumuzu bu tartışmanın üstünde tutarak, bu dinamikleri Türk'ün ana karakterlerine uygun kullanmak ve kültürel geçişlerde Türk kimliğini koruyabilmektir.
Türk kimliği çok geniş bir alanda tarihte izler bırakmıştır. Çinlilere Çin Seddini yaptıran atalarımız güçlü kültürlerden ve uluslardan etkilenmiştir. Ancak sürekli dinamik olmak zorunluluğu, ulusumuzu güçlü kılmış ve tarihte güçlü izler bırakmamızı sağlamıştır. Türk kimliği burada açıklanması gereken en önemli husustur. O tarif edilmeden yapılan açıklamalar yarım kalır ve yanlış yorumlara açık kapı bırakılmış olur.
Türklerin tarihteki büyüklüğünün sebepleri nelerdir ve nasıl kalıcı olmayı başardılar? Türk ve onun oluşturduğu devlet yapısı irdelenince sorunun en önemli kısmı açıklanmış olur kanaatindeyim. Türk'e has ana özellikleri sıralamaya başlayalım.Kanımca insanımızın fedakarlığı birinci sırayı alır. Türk insanı hem devleti hem de aile bağları açısından en fedakar ulusların başında gelir. Yeri geldiğinde ölmeyi bilmek dünyada bir kaç ulus için geçerlidir.İkinci özelliğimiz etkileşimde bulundukları güçlü kültürlerden her zaman geçerli özellikleri almışlar ve hep güncel kalmayı başarmışlardır. Kültürlerin güçlü yanları almanın yıllardır kötülüğü savunuluyor ülkemizde. Ben ise Türklerin bu özelliğinin devamlılık için en güçlü yanımız olduğuna inananlardanım. Kültür etkileşimi her zaman kolay olmaz. Bu kaos yaratır kimi zaman ve normale dönmek zaman alır. Ancak bu tür kaoslardan güçlü çıkabilmenin Türkler için ayırt edici bir özellik olduğunu vurgulamak istiyorum. Üçüncü bir özelliğimiz savaşçı bir milletiz.Bu savaşçı karakter bir ulusun yok olmaması için gerekli bir özelliktir. Ayrıca güçlü olmak ihtiyacına içinde bulunduğumuz coğrafyadan dolayı zorunluyuz. Dördüncü özelliğimiz genel anlamda insani değerlerimizin güçlü oluşu ve yok edici karakterde olmayışımız. Savaşçılığımız ekonomik sebeplere dayanabilir, dini sebeplere dayanabilir ancak hükmettiğimiz yerlerde yok edici değil hükmedici karakterde davranıp çok fazla kötü izler bırakmamışızdır.Rum , Ermeni,Arap,Kürt vs. çok değişik insanlarla bir arada yaşadık ve bu insanları kendi aralarında sorunsuz bir arada yaşatabildik. Beşinci özelliğimiz olarak güçlü liderler çıkartan bir toplumuz. Liderlerimiz ve lider kurgulu toplum yapımız en zor anlarımızda dahi bizi farklı bir ulus yapmıştır. Bu konu şu an için gündemde olan ve benim anlatmak istediğim yönden değilde kişisel ihtiraslardan kaynaklı gündemde tutulan bir konu. Ben kötü liderler gelir korkusuyla güçsüz yönetimlere mahkum kalmayı kabul etmiyorum. Atatürk dönemindeki başarıların şu anki güçsüz yönetimlerle yapılmasının imkansızlığı ortada. İnsanımıza güvenip bize uygun güçlü bir Türkiye yaratmak için büyümek zorundayız.
Ülkemizde yönetim şekli konusunda Avrupa'nın parlamenter sisteminden ABD. nin başkanlık sistemine bir kayış gözlenmekte. Bu durum bakış açısına göre olumlu ya da olumsuz karşılanabilir. Türkler gibi tarihte büyük işler yapmış bir ulusu parlamenter sistem sultasına sokup zor karar alma ve bu alınan kararları uygulama konusunda karşılaşılan türlü engellerle boğuşma durumunda bırakılmasının uygun olmadığını düşünüyorum.İhtiyacımızın güçlü lider yaratacak sistem olduğu kanaatindeyim. Bu arada parlamenter sistem, seçme seçilme hakkı ve demokratik kurumları ortadan kaldıracak bir oluşum kabul edilemez. Amacım demokratik sistemin güçlü şekilde uygulandığı ve ülkemiz solcuları tarafından hor görülen başkanlık sisteminin güçlü yanlarını vurgulamak.
Bu anlattıklarımı Atatürk döneminde uygulanan yönetim sistemi ile karşılaştırırsak yeni hiçbir şey anlatmadığım ortaya çıkar. Korkak olmak ve ikinci sınıf ulus olmak bazı kişilere yakışabilir. Ancak Atatürk gözüyle bakan insanımıza yakışmaz. Mandayı kabul etmek isteyenlere söylediği 'ehveni şer şerlerin en kötüsüdür' sözü akıllardan çıkmamalıdır. En zor anlarda dahi günü kurtarmayı düşünmedi. Biz bu rahat günlerde korkularla yaşayamaz ve kendimize mantıksız sınırlamalar yaratamayız. Bu macera peşinde koşalım demek değil elbet. Savaşı zaruri olmadıkça kabul etmeyen, kendini hiçbir sisteme empoze etmeyen, bağımsızlığı benim karakterimdir diye içselleştiren güçlü liderlerle ulusumuzun yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Makam sevdası olmayan, halkına hizmeti köylüden başlatarak nereden geldiğini unutmayan,menfaati düşünmeyen,lüksü ve gösterişi sevmeyen çok fazla lider çıkmıyor denebilir. Kurduğu ekip iş yapmayınca gözden çıkarmayı bilen , çalışma ve dava arkadaşlarını hiç unutmayan, önemli her konu için kurullar oluşturarak onunun takipçisi olan, çalışma saati denen süreyi neredeyse tüm güne yayan lider yok denebilir. Yok denen tüm bunlar ulusumuza ve insanımıza duyduğum güveni sarsmıyor.
Şu an için ülkemiz için asıl tehlike ülkemizin ikinci adam yetiştirme sıkıntısıdır.Osmanlıda ikinci adama karşı oluşan tehlike fikri günümüzde halen sürmekte. Hatta artarak sürmekte diyebilirim. Başarısız olanın gitmesini kolaylaştıracak bir yapı siyasette kurulmadığı sürece başkanlık sistemi ülkemize zarar verebilir denebilir. Buna söyleyecek hiç bir sözüm olamaz. Siyasetteki bu yapısal değişiklik kolay değil elbet.
Kafatasçı milliyetçilik yapıyor gibi gözükmek istemem hiç bir zaman. İnsani değerler her şeyin üstündedir her zaman. Ancak günümüzde ezilen tüm uluslar belli bir dönemi geçirdikten sonra ezen konumuna çok çabuk geliyorlar. Yahudilerin durumu en bariz örnek. Benimki Atatürk milliyetçiliği oldu her zaman.
Dünyada sömüren, yıkıcı devletlerin yanında düzen getiren , adil bir Türk Devletinin varlığını düşünmek , kurgulamak şimdi hayal olabilir. Hayalimin gerçek olması dileğiyle.......
11 Temmuz 2012 Çarşamba
HAYVANLAR ALEMİNE FARKLI BİR BAKIŞ
Yolda yürürken aklıma geldi bu tuhaf benzerlik. Belki tamamen saçma bir şey yapıyorum , belki de olmayan bir şeyi öyle görmek istediğim için de yapmış olabilirim. Tüm bunlara okuyanlar karar versin , hatta ekleme ve çıkartmalar yapsın veya tamamen hiç böyle bir şey olur mu desinler. Amacım hiç bir ulusu aşağılamak değil, o ulusların yaptığı yanlışlıkları vurgulamaktır yapılmak istenen.
Hayvanlar alemindeki canlıların en bariz özellikleri ile bazı ulusların temel karakterleri öyle çok uyuşuyor ki sormayın gitsin.Tüm bunlar tabii ki benim uydurmam veya benzetmem.örneğin Çinlileri düşünelim. Karınca kadar çoklar ve o oranda çalışkanlar.Araplar deve gibi ağır insanlar. Ancak deve nasıl hafife alınamayacak bir hayvansa Araplar da hiçbir zaman hafife alınacak bir toplum değildir.
Devam edelim Rusları soğuk insanlar diye düşünmüşümdür. Daha doğrusu liderleri çok ciddi ve ürkütücü gelmiştir bana. Ve toplum olarak yılların düşmanlık duygularını da eklersek onları yılana benzetebilirim. Biraz ağır ancak dünya onlardan ve Amerikalıların yaptıklarından az çekmedi. Sıra Amerikalılara geldi. Onları kurtlara benzettim birkaç yönden. Kurt sürüsü ihtiyacı kadar hayvanı değil de, öldürebildiği kadar hayvanı öldürerek avlanır. Buradaki doyumsuzluk duygusu bu hayvanın karakteristik özelliğidir diyebiliriz.Bu hayvan güçlüdür. Sürü halinde avlanır. Kendisine fazla zarar verecek hayvan da yoktur. Ama o yıkıcılığını her zaman sürdürür. Aynen Amerikalılar gibi.
Almanları neye benzetebilirim diye epey düşündüm. Çok çalışkan bir millet. Aşırı hırslılar.Büyük bir imparatorluk yaratmak için yaptıkları birkaç çaba başarısızlıkla sonuçlandı. Onları katil balinaya mı benzetsem yoksa ayı ya mı benzetsem kararsızım.Bir miktar katil balina ağır basıyor. İki dünya savaşında baş rolde hep onlar vardı. Yıkım üretmekteki başarıları onlara büyük ulus dememizin önündeki en büyük engeldir sanırım. İngilizler dünyadaki sömürgeci ulusların başında gelen bir devlet. Bu kadar az nüfusla bu kadar geniş alana hükmetmek bir hünerdir bence.Onlara bu nedenle saygı duymak gerekir derim. Yaptıkları her işte çok ciddiler. Yıllarca süren hükümranlıkları onları önemli görmemiz için yeterlidir sanırım.Bu kadar geniş alana başka kim hükmedebilir? Kartal bu karaktere bir miktar yakın bir hayvandır diye düşünüyorum. Yanılıyor muyum acaba?
Sözü fazla uzatmadan Türklere en yakın hayvan hangisidir sorusunu soralım kendimize. Türklerin temel karakterleri nelerdir? Fiziki gücü yüksektir, tembeldir, aşırı duygusaldır, konsantre olduğunda yapamayacağı şey asla yoktur,güçlü bir devlet geleneği vardır, her gittiği coğrafi şarta uyum sağlama özelliği güçlüdür, iletişim kurduğu ulusların kültürlerinden etkilenmiş ama kültürü bu var olma savaşında savaşı hep kazanan olmuştur.
Hiç bir kültürü yok etme niyeti olmayan, her ulustan insanı içine olmakta hiç bir sakınca görmeyen, savaşı intikam veya yok etmenin bir yolu değilde ülke ekonomisi için bir araç olarak gören bir ulustur Türkler. Esir olmaktansa ölmeyi yeğleyen insanlar topluluğudur. İnandığı lider için ölen, vatanı için ölmeyi bir görev bilen, şehitliği ve cenneti kültürünün önemli unsurlarından sayan bir ulustur Türkler.
Sizce bu özelliklere uyan kaç hayvan vardır? Ben bir tane biliyorum. Siz bu özelliklere uyan bir hayvan biliyor musunuz?
10 Temmuz 2012 Salı
TÜRK ÖĞÜN ÇALIŞ GÜVEN.
ATATÜRK'ÜN BU SÖZÜNDE İLK BAKIŞTA FAZLA BİR SORUN OLMADIĞI DÜŞÜNÜLEBİLİR. DOĞRUDUR SÖYLENEN VE BU SÖYLEMLE YAPILMAK İSTENEN ŞEY TEMELDE DOĞRUDUR BENCE O YILLAR İÇİN ÇOK İLERİCİ DE BİR SÖZDÜ. ANCAK BU SÖZÜ ŞU AN İÇİN BİR MİKTAR GÜNCEL YORUMA TABİ TUTMAMIZ GEREKTİĞİNE İNANIYORUM ( Türk kelimesi başlı başına yeterli milliyetçilik için. Ancak günümüzde bu kelimeyi süslerken yanına hangi kelimeyi eklemeliyiz. Çalışkan olmak , Türklüğümüzle övünmekten günümüzde daha gerekli ve birinci sırayı almayı hak ediyor). BU SÖZ İLE O YILLARDA YAPILMAK İSTENEN ŞEYLER YAPILDI. GÜNÜMÜZÜN İHTİYACI ÇALIŞMADIR.VE TOPLUMA VERİLMESİ GEREKEN MESAJ YOĞUN OLARAK ÇALIŞMANIN ÖNEMİ İLE İLGİLİ OLMALIDIR.
BU SÖZE BU ŞEKİLDE YENİ BİR ANLAM KATABİLİRİZ . BURADA YAPTIĞIMIZ ŞEY ÇALIŞMANIN İNSANLAR İÇİN VAZGEÇİLMEZ ŞEYLERDEN BİR TANESİ OLDUĞUNU VURGULAMAKTIR.BU SÖZÜN YENİ VERSİYONU İLE ATA'MIZIN HAYATININ EN KISA ÖZETİNİ DE YAPABİLİRİZ. O YILLARCA ÇALIŞMAK VE ÜRETMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY YAPMADI. ÖVÜNME KISMINA GELDİĞİNDE ÖMRÜNÜN SONUNA GELMİŞTİ VE YAPTIĞI İŞLERİN GURURU ONA YETTİ.
BU ÖNCELİK FARKLILIĞI, ÇOK ÖNEMLİ DİYEBİLECEĞİM BU SÖZÜ MİLLİYETÇİLİĞİN BOYUNDURUĞUNA SOKUP, ASIL VURGUYU İKİNCİ PLANA İTMEKTEDİR. BİR İNSAN VEYA BİR ULUS DEĞERİNİ BİRİNCİL OLARAK ÇALIŞKANLIĞINDAN ALIR. GEÇMİŞ ÇOK ÖNEMLİDİR ANCAK ŞİMDİ DİYE ADLANDIRACAĞIMIZ AN HER ŞEYİN ÖNÜNDEDİR. BU ANI ÖNEMLİ KILAN ÇALIŞMA VE BU BAĞLAMDA OLUŞAN ÇALIŞMA KÜLTÜRÜDÜR.
ATAMIZ TÜM BUNLARIN FARKINDA İDİ. ANCAK O BİR ULUS YARATMA ÇABASI İLE ÇOĞU ŞEYİ İKİNCİ PLANA İTMİŞTİ. OSMANLININ KARMAŞIK YAPISINDAN TÜRK'Ü SIYIRIP ÇIKARTMAK VE HER ŞEYİ ONUN ÜZERİNE KURMAK GEREKİYORDU. ÖYLE DE YAPTI. ÇOK ÇALIŞTI. ÇALIŞIRKEN HİÇ BİR ZAMAN KENDİSİNE ZAMAN SINIRI KOYMADI.YAŞADIĞI YILLARDAKİ BAŞARISINI ÜSTÜN ZEKASINA VE ÇOK ÇALIŞMASINA BORÇLU İDİ. ÇALIŞMA KONUSUNDA ZAMAN VE MEKAN SINIRI KOYMAMIŞTI HİÇBİR ZAMAN KENDİSİNE.
ATAMIZIN BU ÜSTÜN ÖZELLİKLERİNİ BİLMEK VE BU DOĞRULTUDA ONUN GİBİ FEDAKARCA ÇALIŞMAK HEPİMİZİN GÖREVİ OLMALIDIR. HİZMET EDİLEN DEĞİL, HİZMET EDEN BAŞARILI İNSANLAR MAKAMLARI DOLDURDUKÇA ATAMIZIN EMEKLERİ BOŞA GİTMEMİŞ OLACAKTIR SANIRIM.
4 Temmuz 2012 Çarşamba
ATATÜRK NEDEN" BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİN" DEMİŞTİR?
ATATÜRK'ÜN TÜRK DOKTOR TERCİHİN ANLAMLI ANLAMSIZ BİRÇOK AÇIKLAMASI VARDIR ELBETTE. BEN BUNLARI DEĞİL DE DOKTORLARIMIZIN BU KONUYA BAKIŞ AÇILARININ YETERSİZLİĞİNİ VURGULAMAK( ülkemizde en eğitimli ve bakış açılarının en derin olması gereken meslek guruplarından birisi olması gereken doktorlarımız bu sözü hakları olmadığı halde sömürüyorlar ) VE BU BAĞLAMDA ATATÜRK'ÜN DEVLET ADAMLIĞININ MÜKEMMELLİĞİNİ BİR KERE DAHA DİLE GETİRMEK İSTİYORUM.
İNSANLAR KİŞİSEL KONULARDA İSTEKLERİNİ YAKINLARINA İLETEBİLİRLER. ÖLDÜKTEN SONRA VEYA GÜCÜNÜN YETMEYECEĞİ DURUMLARDA YAPILMASINI İSTEDİKLERİ ŞEYLERE VASİYET ADINI VERİRİZ. ATAMIZ DA BU BAĞLAMDA BİR İSTEKTE BULUNMUŞTUR VE NEDENLERİ OLAN BİR İSTEKTİR.
ATATÜRK'ÜN BU İFADESİ TÜRK DOKTORLARININ YETERLİLİĞİNİ GÖSTERMEZ. O SAĞLIĞINI TÜRK DOKTORLARINA, TÜRK DOKTORLARIN UZMANLIK BİLGİSİNİN MÜKEMMELLİĞİNDEN DEĞİL, VATAN KONUSUNDA KENDİ SAĞLIĞINI İKİNCİ PLANDA TUTMASINDAN TESLİM ETMİŞTİR. YAPILMASI GEREKEN İŞLER VARDI. HASTALIĞININ TÜM DETAYLARIYLA DUYULMASI, BU YAPILACAK İŞLERİ TEHLİKEYE SOKABİLİRDİ. SON NEFESİNE KADAR BÖYLE DÜŞÜNDÜ VE BÖYLE YAŞADI. ÜÇ BEŞ AY FAZLA YAŞAMAYI TERCİH ETMEDİ.
HER ÜLKE LİDERİNİ KORUMAK İSTER. TÜRK DEVLETİ DE ÜLKENİN LİDERİNİ TÜM KURUMLARIYLA KORUMALIYDI. BU YAPILMAYA ÇALIŞILDI. BU YAPILIRKEN AMATÖRCE YAPILAN ŞEYLER OLMADI DEĞİL. ATAMIZ BÖYLE İSTEDİ VE BU BAKIŞ AÇISI ATAMIZIN AĞZINDAN İFADESİNİ BÖYLECE BULMUŞ OLDU. KONU MİLLİ BİR KONUYDU VE İFADESİ DE AYNEN ÖYLE OLDU.
ATATÜRK GÜNCEL HAYATTA BİR İNSAN İÇİN ÖNEMLİ OLAN HER KONUYA(SAĞLIK, EĞİTİM, PARA, SİYASET VS.) FARKLI GÖZLE BAKAN BİR İNSANDI. TÜM KONULARDA KİŞİSEL YARARI DEĞİL, VATANINI HEP ÖN PLANDA TUTTU.KURMUŞ OLDUĞU DEVLETİ HER KONUDA POZİTİF OLARAK EN İLERİ NOKTALARA GÖTÜRMEK ONUN İDEALİ İDİ. BU İSE ONU HER KONU İLE İLGİLENMEYE İTTİ. GÜCÜNÜN SINIRLARI ZORLADI HEP. TUTMUŞ OLDUĞU YOL BİR ÇOK İNSANA TERS GELDİ. AZ ZAMANDA ÇOK İŞ YAPMAK İSTEDİĞİNDEN DEVRİMCİ BAKIŞ AÇISI ÇOĞU ZAMAN EN SIK UYGULADIĞI YÖNTEM OLDU.
" EHVENİ ŞER ŞERLERİN EN KÖTÜSÜDÜR" BAKIŞ AÇISI KENDİSİNE VE ULUSUNA OLAN GÜVENİN GÖSTERGESİ İDİ. KÖKLÜ ÇÖZÜMLER ARADI HER ZAMAN. BUNUN İÇİN SORUNUN KAYNAĞINA GİTMEK İSTEMİŞTİR HEP. DENEME YANILMA YÖNTEMİNİ UYGULAMIŞTIR KİMİ ZAMAN VE HİÇBİR KONUYU ŞAHSİ MESELE DEĞİL VATAN MESELESİ OLARAK KABUL ETMİŞTİR. BAŞARISININ SIRRI ÖĞRENMEYE AÇIK OLMASINDADIR. EMİN OLMADIĞI HER KONUYU YA ARAŞTIRMIŞ VEYA ARAŞTIRILMASINI İSTEMİŞTİR.
BÜYÜK DEVLET ADAMI DENEN İNSANLARDA BULUNMASI GEREKEN ÖZVERİ ATATÜRK'TE FAZLASIYLA VARDI. ATATÜRK'ÜN BÜYÜKLÜĞÜ YALNIZCA YÜKSEK ÖZVERİDEN OLUŞMUYORDU TABİİ. DÜNYA DÜZENİNİ KAFASINDA KURGULAYIP, YAPILMASI GEREKENLERİ AŞAMA AŞAMA YERİNE GETİREN, KENDİNDEN EMİN BİR İNSANDI. SABİT FİKİRLİ DEĞİLDİ. TEK DOĞRUYA İNANMADI HİÇBİR ZAMAN. MEŞHUR SOFRASI BİR FABRİKA GİBİ FİKİRLER ÜRETİLMESİ İÇİN HEP YANINDA OLDU. KİMİ ZAMAN LİBERAL OLDU, KİMİ ZAMAN DEVLETÇİYDİ. ANCAK KENDİSİ İÇİN ÇOK AZ , VATANI İÇİN İSE ÇOK FAZLA ŞEY YAPTI.
TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ EVLADI GİBİ GÖRDÜ HER ZAMAN. ONA ZARAR GELMEMESİ İÇİN GECESİNİ GÜNDÜZÜNE KATTI. EVLADI OLMADI ANCAK KOSKOCA BİR CUMHURİYET YARATTI. MİLYONLARCA İNSANIN MUTLULUĞUNDA PAY SAHİBİ OLDU. KİMİMİZ TEMBEL, KİMİMİZ MENFAATÇİ, KİMİMİZ UNUTKAN DA OLSAK BİZLER İÇİN HARCANAN BU EMEK ONU BÜYÜTÜR VE YÜCELTİR UNUTANLARI İSE ZAVALLI İNSAN KONUMUNA İTER. UNUTAN İNSAN DEĞİL ÇALIŞAN VE ÜRETEN İNSANLAR OLMAK DİLEĞİYLE ......
İYİ Kİ VARDIN, İYİ Kİ TÜM BUNLARI YAPTIN!!!!
26 Haziran 2012 Salı
ATATÜRK NEDEN SOLCU DEĞİLDİ?
YILLARDIR BU BASİT CEVAPLI(çözülen tüm sorular basittir) SORU BEYNİMİ YORMUŞTU. CEVABIN ÇOK BASİT, BENİM ÇÖZMEMİN İSE ZOR OLMASININ NEDENİ BAKIŞ AÇIMIN YETERSİZ OLMASINDANMIŞ. ÇOK YÖNLÜ BİR KONUYU , SİYASİ VE EKONOMİK BİR BAKIŞ AÇISIYLA ÇÖZMEYE ÇALIŞMIŞIM.
SÖZÜ UZATMAYIP ATATÜRK NEDEN SOLCU DEĞİLDİ? SORUSUNUN ÇOK ÖNEMLİ BİR SORU OLDUĞUNA İNANIYORUM. BU SORUDAN AYNI KALIP KULLANILARAK ÇOK FAZLA SORU TÜRETİLEBİLİR.ÖRNEĞİN ATATÜRK NEDEN LİBERAL DEĞİLDİ, MUHAFAZAKAR DEĞİLDİ, DİN AĞIRLIKLI DEVLET YÖNETİMİNİ TERCİH ETMEMİŞTİ GİBİ. BU TÜR SORULARIN CEVABINI ( felsefi, sosyal ve ekonomik konularda hatta hatta tüm yaşamla ilgili konularda nakil bilgileri aşıp, yorum ve tahlil yapabilir konuma gelmek açısından) DÜŞÜNMENİN ÇOK YARARLI OLDUĞUNU İDDİA EDİYORUM. TABİİ Kİ YANITI BULMAK ŞARTIYLA.
BURADAN KONUYU ŞAHSİLEŞTİRİP İKİNCİ BİR SORUYA GEÇMENİN KENDİMCE YARARLI OLACAĞI KANAATİNDEYİM. BEN SOLCULUĞUMUN YANINDA SAĞCI DA OLMAK ZORUNDA MIYIM? HATTA DAHA DA İLERİ GİDİP SAĞCI VE SOLCU OLMAYI BİR KENARA BIRAKIP, ASLINDA NORMAL Mİ OLMALIYIM?
SAĞCI VE SOLCU OLMANIN ANORMAL OLMAK ANLAMI ÇIKAN YUKARIDAKİ YORUMU ŞÖYLE AÇAYIM. SORUNLARI ÇÖZMEK İÇİN TEK BİR BAKIŞ AÇISI YARATIP, YILLAR YILI O FİKRE SADIK KALMAK VE HER KONUYA TARAF GÖZÜYLE BAKMAK ASLINDA SORUN ÇÖZMEK DEĞİL, SORUN VE SORUNLAR YARATMAKTIR. AYRICA HER KONUDA SOLCU YA DA SAĞ GÖRÜŞLÜ YORUMLARIN DOĞRU OLMASINI BEKLEMEK ACABA NE KADAR DOĞRU OLUR.
İNSANLAR SAĞ YA DA SOL GÖRÜŞLÜ OLABİLİRLER. PARTİ LİDERLERİ SAĞ VE SOL GÖRÜŞLÜ OLABİLİR. BUNLARIN TAMAMI DOĞRU OLABİLECEK ŞEYLER. İNSAN İHTİYAÇLARI BU GÖRÜŞLERİ HAKLI ÇIKARTABİLİR. ANCAK ATATÜRK SAĞCI VE SOLCU DENEN KALIPLARA SIĞMADI.
ACABA NEDEN.........
Not: Ayrıntılı açıklama yapmamamın nedeni insanları bir miktar düşündürmek istememdir. Kolay olan şeylerin pek fazla değeri olmamakta. İpuçları yazının içinde bol miktarda var kanısındayım.
21 Haziran 2012 Perşembe
İNSANIN BABASI , ATATÜRK VE PEYGAMBERİMİZ. TAHMİNEN HER İNSAN İÇİN ÖNEMLİ OLAN BU ÜÇ İNSANIN ÖNEM SIRALAMASI ACABA NASILDIR?...
ALTI İHTİMALİ OLAN BU ÖNEM SIRALAMASI SORUSU AĞIRLIKLI OLARAK BİR YÖNE DOĞRU SONUÇLANIR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.ANCAK DÜŞÜNCELERİMİ(SIRALAMA KONUSUNDAKİ) EMPOZE ETMEK İSTEMEDİĞİM İÇİN SILAMA KONUSUNDA AYRINTILI TAHLİL YAPMAK NİYETİNDE DEĞİLİM ŞİMDİLİK. BÖYLE BİR SIRALAMA ASLINDA KİMSENİN DE AKLINA GELMEMİŞTİR. BENİM GİBİ BULMACA SEVER , MATEMATİK SORULARINA VE MANTIK KONULARINA MEYİLLİ BİR İNSANIN AKLINA BİLE 46 YILDA BİR GELİR.
ANCAK BU SORU CEVAP VEREN İNSANIN KİM OLDUĞUNU ANLAMAMIZA, DÜŞÜNCE YAPISINI TANIMAMIZA OLDUKÇA YARAR SAĞLAR. ŞU ANA KADAR BU KONU ÜZERİNDE KONUŞTUĞUM İNSANLAR KONUYU ANLAMAKTA ZORLANDILAR. BENDE UZUN UZUN AÇIKLAMA YAPMAKTAN BIKTIĞIM İÇİN BU KONUYU YAZARAK ORTAYA ATIP KENARA ÇEKİLMEK İSTEDİM. BÖYLE BİR SORU VAR( ÇOĞU İNSAN İÇİN SAÇMA OLABİLECEK BİR SORU) VE ALTI İHTİMALLİ DE CEVABI VAR.
ANCAK BU SORU CEVAP VEREN İNSANIN KİM OLDUĞUNU ANLAMAMIZA, DÜŞÜNCE YAPISINI TANIMAMIZA OLDUKÇA YARAR SAĞLAR. ŞU ANA KADAR BU KONU ÜZERİNDE KONUŞTUĞUM İNSANLAR KONUYU ANLAMAKTA ZORLANDILAR. BENDE UZUN UZUN AÇIKLAMA YAPMAKTAN BIKTIĞIM İÇİN BU KONUYU YAZARAK ORTAYA ATIP KENARA ÇEKİLMEK İSTEDİM. BÖYLE BİR SORU VAR( ÇOĞU İNSAN İÇİN SAÇMA OLABİLECEK BİR SORU) VE ALTI İHTİMALLİ DE CEVABI VAR.
6 Haziran 2012 Çarşamba
BEN KİMİM?
BEN KİMİM ESPRİSİ AİLE ARASI SOHBETTE ORTAYA ORTAYA ÇIKMIŞTI.AŞAĞIDA ÖZÜ O GÜN OLUŞAN VE SONRADAN BİR MİKTAR SÜSLEDİĞİM FİKRİMİ KISACA ŞÖYLE İFADE EDEYİM :
BİRİSİ KÜRDÜM , ALMANIM DEDİĞİNDE TÜRK OLDUĞUM AKLIMA GELİR. DERSE Kİ BİRİ SAĞCIYIM, İŞTE O ZAMAN SOLCULUK DAMARIM KABARIR. HIRISTİYAN ,MUSEVİ ARKADAŞIM OLMADI. O YÜZDEN GÜÇLÜ DEĞİLDİR MÜSLÜMANLIĞIM. ANCAK BİRİSİ GAVUR DİYE SUÇSUZ BİR İNSANI AŞAĞILADIĞINDA GAVUR OLASIM, HİRİSTİYAN, MUSEVİ OLASIM GELİR.
ASLINDA BEN NE SAĞCIYIM NE SOLCU. NE TÜRKÜM ( TÜRKÜM VE ONUNLA DUYDUĞUM GURURUN ÖLÇÜSÜ YOKTUR) NE DE DİĞERLERİNDEN, KÜLTÜRÜMLE GURUR DUYARIM AMA KİMSEYİ DE AŞAĞILAMAM BENİM GİBİ DEĞİLLER DİYE .
DİN , DİL VE IRK İNSANLIĞIMIN ÖNÜNE GEÇERSE KALİTEMİN DÜŞTÜĞÜNE İNANIRIM.
VATANIM TEHLİKEYE GİRERSE TÜRKÜM, HEM CANIM HEM DE MALIM FEDADIR ONA DİNİMLE ALAY EDİLİRSE MÜSLÜMANIM. SARILIRIM ONA SIMSIKI. BİR AÇ GÖRÜRSEM YUNUS'UM , MEVLANA'YIM. AÇLIĞI AÇLIĞIMDIR. HALKIM AÇ İSE İŞTE O ZAMAN SOLCUYUM, KİM OLURSA OLSUN EKMEK KAPISI AÇANIN YANINDA SAPINA KADAR SAĞCIYIM.
ŞİMDİ BİLİN BAKALIM BEN KİMİM VE NEYİM?
BİRİSİ KÜRDÜM , ALMANIM DEDİĞİNDE TÜRK OLDUĞUM AKLIMA GELİR. DERSE Kİ BİRİ SAĞCIYIM, İŞTE O ZAMAN SOLCULUK DAMARIM KABARIR. HIRISTİYAN ,MUSEVİ ARKADAŞIM OLMADI. O YÜZDEN GÜÇLÜ DEĞİLDİR MÜSLÜMANLIĞIM. ANCAK BİRİSİ GAVUR DİYE SUÇSUZ BİR İNSANI AŞAĞILADIĞINDA GAVUR OLASIM, HİRİSTİYAN, MUSEVİ OLASIM GELİR.
ASLINDA BEN NE SAĞCIYIM NE SOLCU. NE TÜRKÜM ( TÜRKÜM VE ONUNLA DUYDUĞUM GURURUN ÖLÇÜSÜ YOKTUR) NE DE DİĞERLERİNDEN, KÜLTÜRÜMLE GURUR DUYARIM AMA KİMSEYİ DE AŞAĞILAMAM BENİM GİBİ DEĞİLLER DİYE .
DİN , DİL VE IRK İNSANLIĞIMIN ÖNÜNE GEÇERSE KALİTEMİN DÜŞTÜĞÜNE İNANIRIM.
VATANIM TEHLİKEYE GİRERSE TÜRKÜM, HEM CANIM HEM DE MALIM FEDADIR ONA DİNİMLE ALAY EDİLİRSE MÜSLÜMANIM. SARILIRIM ONA SIMSIKI. BİR AÇ GÖRÜRSEM YUNUS'UM , MEVLANA'YIM. AÇLIĞI AÇLIĞIMDIR. HALKIM AÇ İSE İŞTE O ZAMAN SOLCUYUM, KİM OLURSA OLSUN EKMEK KAPISI AÇANIN YANINDA SAPINA KADAR SAĞCIYIM.
ŞİMDİ BİLİN BAKALIM BEN KİMİM VE NEYİM?
5 Haziran 2012 Salı
İÇKİNİN YARARLARI HAKKINDA .
İÇKİNİN TAMAMEN YARARLI BİR ŞEY OLDUĞUNU ANLATMAYA ÇALIŞARAK KOMİK DURUMA DÜŞMEK DEĞİL NİYETİM. ANCAK SAYISIZ YARARINI GÖRDÜĞÜM BİRKAÇ ŞEYDEN BİRİ OLAN İÇKİ HAKKINDA DA BİRKAÇ LAF SÖYLEMEZSEM DİLİM ŞİŞECEK DİYEREK KONUYU BİRAZ DA ABARTARAK BAŞLAYALIM ANLATMAYA.
SÖZE BAŞLARKEN İÇKİNİN ZARARLARINDAN İMA YOLUYLA SÖZETMİŞTİM. ŞİMDİ KONUYU BURADAN BİRAZ DERİNLEŞTİREREK AÇALIM. ZARAR KİME SORUSU BURADA ÇOK ÖNEMLİ. İÇEN KİŞİ ALKOLÜN ETKİSİ İLE DAĞITIR KENDİNİ. AYIK İKEN YAPMADIĞI ŞEYLERİ YAPABİLİR(YAPAR DEMİYORUM). KALPLER KIRILABİLİR, CİNAYET, HIRSIZLIK GİBİ AHLAKEN YANLIŞ OLAN SAYISIZ ŞEY O İNSANIN BAŞINA GELEBİLİR.
YA DA O İNSAN ALKOLÜN ETKİSİ İLE CEBİNDEKİ PARAYI SONUNA KADAR HARCAR SEVDİKLERİ İÇİN. TÜM ARKADAŞLARINA İKRAMLARDA BULUNUR. TATLI SÖZLER DİLİNDEN DÜŞMEZ. BU DA YAŞADIĞIMIZ VE GÖRDÜĞÜMÜZ SONUÇLARDAN BİRİSİ.
OLANLARI BU BİRBİRİNE ZIT İKİ SONUCA GETİREN ALKOL MÜDÜR? HİÇ ÖYLE OLDUĞUNU SANMIYORUM. AYNI ALKOLÜN AHMET İÇİN YIKICI, MEHMET İÇİN YAPICI SONUÇLAR DOĞURMASINI MANTIKLI BULMUYORUM. DEMEKKİ KONUYA ALKOL CEPHESİNDEN DEĞİL DE BİREY CEPHESİNDEN BAKMAMIZ GEREKTİĞİ SONUCUNA VARMAMIZ DAHA DOĞRU OLUR.
CANSIZ OLAN TÜM VARLIKLAR GİBİ ALKOL DE TEK BAŞINA NE İYİDİR, NE DE KÖTÜ. DOĞRU VE YANLIŞ İNSAN İÇİN GEÇERLİ BİR KAVRAMDIR. HATTA CANLI OLAN BİTKİ VE HAYVANLAR BİZE ZARAR VERSELER DAHİ ÖZÜNDE KÖTÜLÜK KAVRAMI BARINDIRMAZLAR.
BU KADAR FELSEFİ DERİNLİK YETER. SOMUT ÖRNEKTEN YOLA DEVAM EDELİM. SU İNSANIN VAZGEÇEMEYECEĞİ ŞEYLERİN BAŞINDA GELİR. AMA FAZLASINI KİMSE İÇMEK İSTEMEZ(NE KADAR,NE ZAMAN,NEDEN SORULARI HER KONUDA OLDUĞU GİBİ BU ANLATTIĞIMIZ KONU İÇİN DE ÇOK ÖNEMLİ). İÇKİ KONUSUNDA DA SIKINTI BURADA. AYAR VE DENGE KISMINDAN ÇIKIYOR SORUN. KİŞİ BU DENGEYİ KURABİLSE HİÇBİR SIKINTI OLMAYACAK KANISINDAYIM. AMA BEN BURADA BUNU ANLATMAK VE AZ YA DA ÇOK İÇMENİN İYİLİĞİ KONUSUNDA FİKİR ÜRETMEK NİYETİNDE DEĞİLİM. BEN ÇOK İÇİLİP, DAĞITILAN DURUMDAN DAHİ BİR İYİLİK HEM DE MÜKEMMEL BİR İYİLİK BULMA ÇABASINDAYIM. BULDUĞUMA DA İNANIYORUM.
ALKOL İLE MİKROSKOPU BİRBİRİNE ÇOK BENZETİYORUM. MİKROSKOPU ANLATMAMA GEREK YOK SANIRIM. ALKOL İSE ALAN İNSANI (BİRKAÇ BARDAKTAN DAHA FAZLA ALANLARI) GÜNLÜK HAYATTA RAHATÇA YAPAMADIĞI BİRÇOK ŞEYİ YAPABİLİR HALE GETİRİR.. ÖRNEĞİN BEN HİÇBİR DÜĞÜNDE OYUN OYNAYAMAM, ANCAK ALKOLÜN ETKİSİ İLE HALAY ÇEKTİĞİM VE OYUN OYNADIĞIM OLUYOR. KİMİ SESİ KÖTÜ OLDUĞU HALDE TÜRKÜ SÖYLEMEK İSTER , KİMİ HİTABET GÜCÜNE İNANIR VE TÜRKİYE'Yİ KURTARACAK PROJELERİNİ ANLATIR ARKADAŞLARINA.
YUKARIDAKİ ÖRNEKLER MASUM ÖRNEKLERDİ. BİRKAÇ TANEDE OLUMSUZ ÖRNEK VERELİM. İÇKİNİN ETKİSİ İLE KAVGA ,HIRSIZLIK, İNSANA ZARAR VERME GİBİ OLUMSUZ EYLEMLER DE OLABİLİYOR. BU EYLEMLERİ YAPARKEN HERKESİN KENDİNCE BİR SEBEBİ VARDIR. KANIMCA BU SEBEPLER ASIL KONUMUZ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ DEĞİL. BURADA HAKLI ,HAKSIZ KISMINA HİÇ GİRMİYORUM. O KONU BURADA ANLATILANI BİRAZ DAĞITMAMIZA NEDEN OLABİLİR.
MİKROSKOP SÖZCÜĞÜNE TEKRAR DÖNELİM. GÖZLE GÖRÜLEMEYEN ŞEYLERİ İNSANA GÖSTERİR MİKROSKOP. İÇKİ DE AYNI ŞEKİLDE KİŞİDEKİ KARAKTER YÖNÜNDEN NORMALDE GÖREMEDİĞİMİZ VEYA GÖRMEK İÇİN PEK FAZLA ÇABA HARCAMADIĞIMIZ İNSANİ YÖNLERİ (İYİ VEYA KÖTÜ) GÖRMEMİZİ SAĞLAR. GÖREN VE BU BİLGİLERİ KULLANAN İNSANLAR İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR BU.
YANI BAŞINDA OTURAN İNSAN İÇİNCE SALDIRGAN BİR KAREKTER SERGİLİYEBİLİR. YADA AVANTA PEŞİNDE GEZEN BİR KİŞİLİK SERGİLEYEBİLİR. İÇTİĞİMİZ ARKADAŞLARIMIZDA BU DAVRANIŞ FARKLILAŞMASINI ÇOĞUMUZ YAŞAMIŞIZDIR. ANCAK BU BİLGİLERDEN OLUMLU ANLAMDA ÇOK FAZLA YARARLANDIĞIMIZI SANMIYORUM. HANGİ ARKADAŞIMIZ İNSANI HANGİ DURUMDA SATAR YA DA HİÇ SATMAZ DİYE BİR SAPTAMAMIZ YOKTUR ÇOĞUMUZUN. ARKADAŞ PORTFÖYÜMÜZÜ İYİ ANALİZ ETMEMİZE SAYISIZ YARARI OLAN İÇKİ VE DİĞER BİRÇOK YÖNTEMİ (BURADA BEN AĞIRLIĞI İÇKİYE VERİYORUM, KARŞILIKLI VEYA ORTAK TİCARET YAPMA , ARKADAŞA SORUMLULUKLAR VERME VB.)ÇOĞUMUZ BİLMİYOR VE UYĞULAMIYORUZ.
ARKADAŞIMI KENDİSİNİN TANITTIĞI GİBİ OLUP OLMADIĞINI TEST ETMEME YARDIM EDEN İÇKİYE BU SEBEPTEN ÇOK MİNNATTARIM. ONU SEVİYORUM VE İÇKİNİN KESİNLİKLE KÖTÜLÜKLERİN BAŞI OLMA HİKAYESİNE İNANMADIĞIMI BELİRTMEK İSTİYORUM.
ŞU AÇIKLAMAYI YAPMAZSAM YAPTIĞIM TÜM TESPİTLER YANLIŞ BİR YÖNE GİDER BENİ TANIMAYAN İNSANLAR İÇİN. TÜM İNSANLAR İYİ - KÖTÜ DENMEDEN İLGİYE VE ARKADAŞLIĞA LAYIKTIR. ÖZELLİKLE KENDİME BENZEMEYEN İNSANLARA AYRI BİR İLĞİ GÖSTERİRİM. DIŞLAMA BİR İNSANA YAKIŞMAYAN ÖZELLİKLERİN BAŞINDA GELİR DİYE DÜŞÜNÜRÜM. HER GÖRÜŞTEN, HER KARAKTERDEN ÇOK ARKADAŞIMIN OLMASI BİR HEDEFTİR BENİM İÇİN.
İKİNCİ TESPİT KIRŞEHİR'LERİN (HEMŞERİLERİMİN) KIZ VERMEDEN DAMADI İÇİRMELERİ VE KAREKTERİNİ ANLAMA ÇABALARI GİBİ DEĞİL BENİM ANLATMAK İSTEDİĞİM DURUM. İÇMEYEN HİÇ KİMSEYİ İÇMEYE TEŞVİK ETMEDİM , ETMEM DE . BÖYLE BİR ŞEY BELKİ YUKARIDA ANLATILAN DURUMA YAKIN BİR SONUÇ VERİR. ANCAK YAPAN İNSANIN KAREKTERİNDEKİ ZAYIFLIĞI NET ŞEKİLDE ORTAYA KOYAR. HİÇ BİR ARKADAŞIMDAN KORKMADIM. KÖTÜ DİYE TABİR EDİLEN ARKADAŞLARLA ARKADAŞLIĞIMI MESAFELİ DE OLSA SÜRDÜRDÜM. ANCAK ARKADAŞIMIN KALİTESİNİ DE TEST ETTİM DEĞİŞİK YOLLARLA. BUNU HEM KALİTELİ ARKADAŞIMA HAKSIZLIK ETMEMEK VE GEREKEN ÖNEMİ, DEĞERİ VERMEK İÇİN, HEM DE KENDİ ADIMA SONUNDA ARKADAŞIMDAN DARBE YİYİP ÜZÜLMEMEK İÇİN YAPTIM. İNŞALLAH YAPTIKLARIM DOĞRUDUR.
SÖZE BAŞLARKEN İÇKİNİN ZARARLARINDAN İMA YOLUYLA SÖZETMİŞTİM. ŞİMDİ KONUYU BURADAN BİRAZ DERİNLEŞTİREREK AÇALIM. ZARAR KİME SORUSU BURADA ÇOK ÖNEMLİ. İÇEN KİŞİ ALKOLÜN ETKİSİ İLE DAĞITIR KENDİNİ. AYIK İKEN YAPMADIĞI ŞEYLERİ YAPABİLİR(YAPAR DEMİYORUM). KALPLER KIRILABİLİR, CİNAYET, HIRSIZLIK GİBİ AHLAKEN YANLIŞ OLAN SAYISIZ ŞEY O İNSANIN BAŞINA GELEBİLİR.
YA DA O İNSAN ALKOLÜN ETKİSİ İLE CEBİNDEKİ PARAYI SONUNA KADAR HARCAR SEVDİKLERİ İÇİN. TÜM ARKADAŞLARINA İKRAMLARDA BULUNUR. TATLI SÖZLER DİLİNDEN DÜŞMEZ. BU DA YAŞADIĞIMIZ VE GÖRDÜĞÜMÜZ SONUÇLARDAN BİRİSİ.
OLANLARI BU BİRBİRİNE ZIT İKİ SONUCA GETİREN ALKOL MÜDÜR? HİÇ ÖYLE OLDUĞUNU SANMIYORUM. AYNI ALKOLÜN AHMET İÇİN YIKICI, MEHMET İÇİN YAPICI SONUÇLAR DOĞURMASINI MANTIKLI BULMUYORUM. DEMEKKİ KONUYA ALKOL CEPHESİNDEN DEĞİL DE BİREY CEPHESİNDEN BAKMAMIZ GEREKTİĞİ SONUCUNA VARMAMIZ DAHA DOĞRU OLUR.
CANSIZ OLAN TÜM VARLIKLAR GİBİ ALKOL DE TEK BAŞINA NE İYİDİR, NE DE KÖTÜ. DOĞRU VE YANLIŞ İNSAN İÇİN GEÇERLİ BİR KAVRAMDIR. HATTA CANLI OLAN BİTKİ VE HAYVANLAR BİZE ZARAR VERSELER DAHİ ÖZÜNDE KÖTÜLÜK KAVRAMI BARINDIRMAZLAR.
BU KADAR FELSEFİ DERİNLİK YETER. SOMUT ÖRNEKTEN YOLA DEVAM EDELİM. SU İNSANIN VAZGEÇEMEYECEĞİ ŞEYLERİN BAŞINDA GELİR. AMA FAZLASINI KİMSE İÇMEK İSTEMEZ(NE KADAR,NE ZAMAN,NEDEN SORULARI HER KONUDA OLDUĞU GİBİ BU ANLATTIĞIMIZ KONU İÇİN DE ÇOK ÖNEMLİ). İÇKİ KONUSUNDA DA SIKINTI BURADA. AYAR VE DENGE KISMINDAN ÇIKIYOR SORUN. KİŞİ BU DENGEYİ KURABİLSE HİÇBİR SIKINTI OLMAYACAK KANISINDAYIM. AMA BEN BURADA BUNU ANLATMAK VE AZ YA DA ÇOK İÇMENİN İYİLİĞİ KONUSUNDA FİKİR ÜRETMEK NİYETİNDE DEĞİLİM. BEN ÇOK İÇİLİP, DAĞITILAN DURUMDAN DAHİ BİR İYİLİK HEM DE MÜKEMMEL BİR İYİLİK BULMA ÇABASINDAYIM. BULDUĞUMA DA İNANIYORUM.
ALKOL İLE MİKROSKOPU BİRBİRİNE ÇOK BENZETİYORUM. MİKROSKOPU ANLATMAMA GEREK YOK SANIRIM. ALKOL İSE ALAN İNSANI (BİRKAÇ BARDAKTAN DAHA FAZLA ALANLARI) GÜNLÜK HAYATTA RAHATÇA YAPAMADIĞI BİRÇOK ŞEYİ YAPABİLİR HALE GETİRİR.. ÖRNEĞİN BEN HİÇBİR DÜĞÜNDE OYUN OYNAYAMAM, ANCAK ALKOLÜN ETKİSİ İLE HALAY ÇEKTİĞİM VE OYUN OYNADIĞIM OLUYOR. KİMİ SESİ KÖTÜ OLDUĞU HALDE TÜRKÜ SÖYLEMEK İSTER , KİMİ HİTABET GÜCÜNE İNANIR VE TÜRKİYE'Yİ KURTARACAK PROJELERİNİ ANLATIR ARKADAŞLARINA.
YUKARIDAKİ ÖRNEKLER MASUM ÖRNEKLERDİ. BİRKAÇ TANEDE OLUMSUZ ÖRNEK VERELİM. İÇKİNİN ETKİSİ İLE KAVGA ,HIRSIZLIK, İNSANA ZARAR VERME GİBİ OLUMSUZ EYLEMLER DE OLABİLİYOR. BU EYLEMLERİ YAPARKEN HERKESİN KENDİNCE BİR SEBEBİ VARDIR. KANIMCA BU SEBEPLER ASIL KONUMUZ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ DEĞİL. BURADA HAKLI ,HAKSIZ KISMINA HİÇ GİRMİYORUM. O KONU BURADA ANLATILANI BİRAZ DAĞITMAMIZA NEDEN OLABİLİR.
MİKROSKOP SÖZCÜĞÜNE TEKRAR DÖNELİM. GÖZLE GÖRÜLEMEYEN ŞEYLERİ İNSANA GÖSTERİR MİKROSKOP. İÇKİ DE AYNI ŞEKİLDE KİŞİDEKİ KARAKTER YÖNÜNDEN NORMALDE GÖREMEDİĞİMİZ VEYA GÖRMEK İÇİN PEK FAZLA ÇABA HARCAMADIĞIMIZ İNSANİ YÖNLERİ (İYİ VEYA KÖTÜ) GÖRMEMİZİ SAĞLAR. GÖREN VE BU BİLGİLERİ KULLANAN İNSANLAR İÇİN ÇOK ÖNEMLİDİR BU.
YANI BAŞINDA OTURAN İNSAN İÇİNCE SALDIRGAN BİR KAREKTER SERGİLİYEBİLİR. YADA AVANTA PEŞİNDE GEZEN BİR KİŞİLİK SERGİLEYEBİLİR. İÇTİĞİMİZ ARKADAŞLARIMIZDA BU DAVRANIŞ FARKLILAŞMASINI ÇOĞUMUZ YAŞAMIŞIZDIR. ANCAK BU BİLGİLERDEN OLUMLU ANLAMDA ÇOK FAZLA YARARLANDIĞIMIZI SANMIYORUM. HANGİ ARKADAŞIMIZ İNSANI HANGİ DURUMDA SATAR YA DA HİÇ SATMAZ DİYE BİR SAPTAMAMIZ YOKTUR ÇOĞUMUZUN. ARKADAŞ PORTFÖYÜMÜZÜ İYİ ANALİZ ETMEMİZE SAYISIZ YARARI OLAN İÇKİ VE DİĞER BİRÇOK YÖNTEMİ (BURADA BEN AĞIRLIĞI İÇKİYE VERİYORUM, KARŞILIKLI VEYA ORTAK TİCARET YAPMA , ARKADAŞA SORUMLULUKLAR VERME VB.)ÇOĞUMUZ BİLMİYOR VE UYĞULAMIYORUZ.
ARKADAŞIMI KENDİSİNİN TANITTIĞI GİBİ OLUP OLMADIĞINI TEST ETMEME YARDIM EDEN İÇKİYE BU SEBEPTEN ÇOK MİNNATTARIM. ONU SEVİYORUM VE İÇKİNİN KESİNLİKLE KÖTÜLÜKLERİN BAŞI OLMA HİKAYESİNE İNANMADIĞIMI BELİRTMEK İSTİYORUM.
ŞU AÇIKLAMAYI YAPMAZSAM YAPTIĞIM TÜM TESPİTLER YANLIŞ BİR YÖNE GİDER BENİ TANIMAYAN İNSANLAR İÇİN. TÜM İNSANLAR İYİ - KÖTÜ DENMEDEN İLGİYE VE ARKADAŞLIĞA LAYIKTIR. ÖZELLİKLE KENDİME BENZEMEYEN İNSANLARA AYRI BİR İLĞİ GÖSTERİRİM. DIŞLAMA BİR İNSANA YAKIŞMAYAN ÖZELLİKLERİN BAŞINDA GELİR DİYE DÜŞÜNÜRÜM. HER GÖRÜŞTEN, HER KARAKTERDEN ÇOK ARKADAŞIMIN OLMASI BİR HEDEFTİR BENİM İÇİN.
İKİNCİ TESPİT KIRŞEHİR'LERİN (HEMŞERİLERİMİN) KIZ VERMEDEN DAMADI İÇİRMELERİ VE KAREKTERİNİ ANLAMA ÇABALARI GİBİ DEĞİL BENİM ANLATMAK İSTEDİĞİM DURUM. İÇMEYEN HİÇ KİMSEYİ İÇMEYE TEŞVİK ETMEDİM , ETMEM DE . BÖYLE BİR ŞEY BELKİ YUKARIDA ANLATILAN DURUMA YAKIN BİR SONUÇ VERİR. ANCAK YAPAN İNSANIN KAREKTERİNDEKİ ZAYIFLIĞI NET ŞEKİLDE ORTAYA KOYAR. HİÇ BİR ARKADAŞIMDAN KORKMADIM. KÖTÜ DİYE TABİR EDİLEN ARKADAŞLARLA ARKADAŞLIĞIMI MESAFELİ DE OLSA SÜRDÜRDÜM. ANCAK ARKADAŞIMIN KALİTESİNİ DE TEST ETTİM DEĞİŞİK YOLLARLA. BUNU HEM KALİTELİ ARKADAŞIMA HAKSIZLIK ETMEMEK VE GEREKEN ÖNEMİ, DEĞERİ VERMEK İÇİN, HEM DE KENDİ ADIMA SONUNDA ARKADAŞIMDAN DARBE YİYİP ÜZÜLMEMEK İÇİN YAPTIM. İNŞALLAH YAPTIKLARIM DOĞRUDUR.
RAKAMLARIN DİLİ İLE ....... 3,6,12 VE 13
BENİM İÇİN ÖNEMLİ OLDUĞUNA İNANDIĞIM BU RAKAMLAR BUĞÜN İÇİN HEM BENİM HEM DE DİĞER İNSANLAR İÇİN HİÇBİR ŞEY ANLATMIYOR. BİRKAÇ YIL SONRA YUKARDAKİ RAKAMLAR İÇİN AYRINTILI KONUŞABİLİR VE YAZABİLİRİZ. ŞİMDİLİK BU KADAR...........
22 Mayıs 2012 Salı
YENİ BİR SAYFA AÇALIM HAYATIMIZA....
Arkadaşlarımsız ve akrabalarımsız hayatın hiçbir anlamı olmadığından bu sitede de tamamen onlar olacak. Az fotoğraf bol söz ise bu sitenin öne çıkan özelliklerinden biri olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)