21 Temmuz 2012 Cumartesi

CHP'nin İktidar Olamama Sebepleri 2

                             Dinin Önemini İdrak Edemez Hale Getirilen Parti: CHP


               Osmanlıda olsun veya Atatürk döneminde olsun dinden bu kadar kaçılmamış, araya mesafe konulmamıştı. Laiklik anlayışının Avrupa eksenli algılanışı CHP'yi bir Avrupa partisi haline getirmiş olabilir. Ancak seçmen Türk kaldığı için seçim hezimetleri ard arda gelmeye devam etmiştir.Din Türk halkı için önemlidir. Cennet, Şehit olma, Haram ve Helal , Türbeler,Yatırlar, Dini Bayramlar,Yaşlılara Saygı gibi birçok kültürel unsur dinin hayatımızın içine ne kadar girdiğinin göstergesidir.Ülkemizde ahlak, komşuluk ilişkisi, ailevi konular, adalet duygusu gibi birçok konu da yoğun şekilde dini altyapının üzerine oturmaktadır. Böylesine hayatı kuşatmış Dini ve onun kurumlarını görmezden gelmek nasıl adlandırılır acaba. İşi ehline ver sözünün siyasiler için de geçerli olduğunu, hatta onlar için daha fazla geçerli olduğunu düşündürüyor bu basit gerçekler.

                 Burada şu tespiti de yapmadan geçersek haksızlık yapmış oluruz. Ülkemizde siyasi diye bilinen bir çok insan aslında ya askerdi ya da tüccar, din adamı veya başka bir meslekten insandı. Zaruret onları aynı zamanda siyasi de yaptı. Bu bir gerçek. Ancak bunlardan birkaçı diyebileceğimiz insan siyaseti hakkı ile yaptı. Diğerleri siyasetin ülkedeki getirilerini tattıkları ,yaşadıkları için eski mesleklerine dönemediler diyebilirim. İkinci adam yetiştirme kültürünün olmaması da başarılı insanların yetişmemesi konusunda sıkıntılarımızın devamını sağladı. Osmanlı zamanındaki alternatif olanı tehlike görme anlayışı (o yıllarda istikrar açısından çok yararını gördüğümüz Fatih'in kardeş katlini makul görme fetvası) cumhuriyette de artarak devam etmiş ve kaliteli siyasi insan yetişmesini engellemiştir

               Atatürk döneminde dinden uzak durma şöyle dursun dine pozitif anlamda birçok katkı yapılmıştır. Tekke ve zaviyelerin kapatılması, medrese eğitimi yerine ulusal eğitim sisteminin konulması, Kuran'ın Türkçeye çevrilmesi ,Türkçe Ezan, Diyanet teşkilatının kurularak dini hizmetlerin tek elde toplanması gibi birçok yenilik hep Atatürk zamanının katkılarıdır. Devlet yönetimindeki dini ağırlığı makul hale getirmek için hukuk, milli eğitim ve özellikle yazı dilinde latin alfabesine geçiş dini sonuçları olan değişimlerdir. Yüzyılların taassubunu kırmanın başka yolunu bulamayan Atatürk tüm bu alanlarda yeni bir sayfa açmayı denedi ve bunda da büyük oranda başarılı oldu. Korkmadan dini kurumların üzerine gitti. Kendince çözümler üretti. Çoğu haklı gözlemlere dayanan bu değişim icraatları başarılı sonuçlar verdi. Başarı ölçütüm günümüzün modern Türk Devleti ile diğer komşu ülkelerinin karşılaştırılmasına dayanmaktadır. Batı ülkelerinin önüne geçme gibi bir beklenti sahibi olan insanlar yok değil. Böyle bir sonuca bu kadar kısa bir zamanda ulaşmak dahi çok iş yapıldığının kanıtıdır sanırım.


             Atatürk sonrasında, muhalefete düşmenin de etkisiyle din hep uzak durulan ve öyle yapılmaz ise laiklik elden gider havası yaratılan bir kurum oldu. Acaba bu ne kadar doğru idi? Var olan bir şeyi yani dini yok farz etmek, tehlike anındaki deve kuşu ile CHP kadrolarının yapacağı bir iş olsa gerek. Bu tür tepkiler çaresizlik  içindeki insanların yapacağı işti. O insanlar da öyle yaptılar. Güçlü insanlar ve kurumlar çözümler üretir ve sorunları o şekilde bertaraf eder. Son zamanların CHP kadroları ise sorunları çözen değil yokmuş gibi yaparak komik duruma düşen pozisyonda göründü hep.


           Ayrıca bir takım insanlar rakipleri için dini kullanıyorlar gibi bir suçlamada bulunmaktadırlar. Özellikle başarısızlıkların ardından yapılan bu tür iddialar ve yakıştırmalar hiç hoş olmuyor. Dini kullanma gibi bir tabir  çok saçma. Nedenine gelince başarı için yapılan her türlü olumlu çaba takdire şayandır. Yalan, iftira benzeri yollarla yapılan propaganda ise madur  olma sebebi asla olamaz. Bir şeyin yalan olduğunu bilmek ve bunu rakibinin yapması insana avantaj verir. Tabii ki o yalanı insanlara anlatmak şartıyla. Dini kullanıyor dediğimiz insanı kendimize rakip sayarsak, bu rakip olsa olsa zayıf rakip olur. Bunun için çalışmak  gerekir. Makamı,koltuğu bırakıp insanların ayağına gitmek gerekir.Onların dertlerini dinlemek, yemeğini paylaşmak ve eşit insanlar olduğumuzu, hizmet için her zaman yanlarında olduğumuzu anlatmamız gerekir. Gönül bağı kurulduğunda bu bağı ancak ölümün  ayırdığını gözlediğim Anadolu insanını yeniden keşfetmek ve Atatürk'ün bol bol yaptığı gibi yurt gezileriyle sorunu yerinde görmek ilk yapılması gereken iştir. Tüm bunlar zahmetli işlerdir ve zordur bazı insanlar için. Biz tembel olunca da, rakip meydanı boş bulur ve yalan da söyler yanlış ta. Kızmaya da hakkımız yoktur. Kızılması gereken bizizdir. Kızacak olan asla parti yönetimi ve teşkilatlar değildir.


            Yönetimde şu an için olması mümkün gözükmeyen CHP kadroları peki ne yapabilir. CHP kadrolarının laiklik hassasiyetleri dini yanlarının körelmesini sağlamış gözüküyor. Dini vecibelerin uygulanması sıfır düzeyine inmiş kadrolarla iş yapmak ve çözüm üretmek mümkün değildir. Dini hususlara rakibin gözü ile bakmak ayrı, tamamen konudan kendini soyutlamak ayrı şeyler.Din yaşanarak insanlara mesaj verilebilecek bir alandır. Atamızın dini alanda yapmayı başaramadığı konu bu kısımda ortaya çıkmaktadır. Latin harfler konusunda yaptığı öğretmenlik görevini ne yazık ki din konusunda yapamamıştır. Onun uygulamalı pozitif din yorumları topluma çok şey katardı diye düşünüyorum. Ayrıca en az bunun kadar önemli olanı CHP kadrolarının dine bakışı bu kadar sıfır düzeyde olmazdı.


              Her işte olduğu gibi din konusunda da yaşayarak, hissederek çözümler üretebiliriz. Suya sabuna dokunmadan nasıl banyo yapmak mümkün değilse dini kurumlardan uzak kalarak da bu işler yapılamaz.Dini yaşamak gerekir. Aynısını yılladır diğer partiler yapıyor denecektir ve doğrudur. Ben din konusunda Anadolu'nun yarattığı Yunus Emre'nin gözüyle bakılan dini  yaşamak ve anlatmak olarak bakıyorum konuya. Onların Din yorumu sağlıklı olsa idi tüm bunları anlatmanın bir anlamı olmazdı. Yanlış yapan varsa daha iyisini ya sen yapacaksın yada şikayet etme durumunda olmayacaksın. Dırdırcı olmak yıllarca yapılan tek şey oldu. Hep akıl verildi ve üstten bakıldı. Bu bakış açısı artık geçerli değil. Rakibinin olduğu her yerde olacaksın.O yalanı ve yanlışı söylediğinde nefesini ensesinde hissedecek. Yunus'un diliyle konuşacaksın. Atatürk azmi ile çalışacaksın. Tüm bunlar zaman da alacak. Hepsinden önemlisi yaptığın işe inanan kadrolarla çalışacaksın. İhale kapma peşindeki siyasetçi kadroları mükemmel bir fikri dahi bir hiç seviyesine çok kolay indirebilir. Konuyu önce kafada çözüp sonra maça çıkacak ve başarana kadar mücadeleye devam edeceksin. 


            Tüm yukarıda anlattığım şeylere ek olsun diye J.Schumpeter  Kapitalizm,Sosyalizm ve Demokrasi kitabından  bir alıntı yaparak dinin önemini vurgulamak istiyorum. Schumpeter  Karl Marx'ın başarısının sırrını bilimsel başarısından ziyade dini figürleri sisteminin içine başarı ile monte etmesine bağlıyor.Aşağıdaki alıntı konuya vermiş olduğum önemi daha net anlaya yardımcı olur kanaatindeyim. 


          " Mürşit Marx
  Bu bölüme başlık olarak dini bir terimi seçmemiz, kat'iyen bir dikkatsizlik eseri değildir. Ortada yakın bir benzeyiş vardır. Önemli bir görünüşü ile marksizm bir dindir.Kendisine inananlara ilk planda, hayata anlam veren ve olayları, gelişmeleri değerlendirmek için kesin kriter basamakları kuran bir sistemi sunar. Bunun ötesinde, ikinci planda ise marksizm, bir kurtuluş yolunu, kötülüğü ortaya koyan gerçeği insanlığa ya da insanlığın seçilmiş bir bölümüne göstermekte,öncülük etmektedir.Daha açık bir deyişle, marksist sosyalizm, cenneti yeryüzünde vadeden dinler grubunda yer alır.....
    Marksizmin dini karakteriyle ilgili olarak ortaya konulabilecek diğer önemli bir nokta da, bu dini karakterin marksizmin başarısını açıklayabilmesidir. Tamamen bilimsel bir başarı, Marx'ınkinden daha mükemmel olsa bile, tarihsel anlamda bir ölümsüzlüğe ulaşılmasını sağlayamaz. "













  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder