Deniz
Gezmiş: Ayakları Yere Basmayan Halk Kahramanı
Ayakları
yere basmayan halk kahramanı tabiri bilinçli olarak birleştirilen iki unsurdan
oluşmaktadır. Kanımca hem ayaklarının yere basmamasının (fikirsel bazda) hem de
halk kahramanı oluşunun birçok kanıtı var diye düşünüyorum.19 Yüzyıl ve öncesinin
kahramanlık figürlerinin çoğunu taşıyan Deniz ve arkadaşları 20.yy. ve
sonrasında kahramanlık normlarının tamamen farklılaşması ve aklın fiziki gücü
alt etmesinin çelişkisini yaşadılar. Bu yazı da tüm bunları anlatmak için
yazılıyor aslında.
Deniz Gezmiş gerçeğini
günümüz verileriyle tahlil ettiğimizde” Deniz’in ülkemize katkısı ne
oldu ve onu unutulmaz yapan, sol denince akla gelen üç beş kişiden biri
olmasını sağlayan ne ya da neler idi?” sorusu sorulması gereken bir sorudur. Soranlar
olmuştur da. Aynı soruyu bir de ben kendime sorup bir yanıt ararsam bakalım ne
kadar sağlıklı analiz yapabilmiş olacağım?
Günümüz
gerçekleri ile yapılan tahlil onun adına çok fazla pozitif sonuçlar
çıkartmayacaktır. Ancak amaç onu yargılayıp
kötülemek olmadığından bu sakınca mazur görülebilir diye düşünüyorum. Yapılan
mücadelenin ne için yapıldığı ve varılmak istenen sonuçların ne oranda
gerçekleşip gerçekleşmediği sorusunu soracak olmamızdaki amaç onu ne
kötülemek ne de yargılamak içindir. Yapılan işin hasadını yaparak değdi mi
değmedi mi ya da nerelerde yanlış yapıldı(bu kişiye ve
bakış açısına göre farklı sonuçlar verecek bir soru olsa da) sonuçlarına
ulaşmaktır asıl amaç.
Deniz Gezmiş
mücadeleyi çok basite indirgemiştir. Yapılacak bir devrim ile istenen sonuca
büyük oranda ulaşılabileceği kanaati taşıyan bir bakış açısına sahiptir.
Yönetimin kimde olduğu sorusu onun için çok önemlidir ve iktidar ele
geçirilir ise mücadelenin en önemli
kısmı tamamlanacaktır. Amaç iktidarı bir şekilde ele geçirmektir. Bu basit
mantık hesabı çok karmaşık bir dünyayı açıklamaya yetmedi. İyi niyeti ve hayatını
ortaya konarak yaptığı mücadelede bir şeyler eksikti.
Devrimci
mücadelenin (gönüllü olarak) fikir kısmında değil de silahlı olan yanına yatkın bir karakteri vardı. Bu yanı ise onun acı sonunu hazırladı.
Davasına çok inanmıştı. Güçsüzün yanında, ezenlerin karşısında olmayı ilke edinmişti. Davadan geri dönüş
seçeneğini seçeneklerin arasına
koymamıştı. Ve en önemlisi sıradan bir katil olma yanılgısına hiç düşmedi. Dava
onun için getirisi olan bir şey olmadı hiçbir zaman. Sürekli kendinden
verdi. Canını dahi davasından
esirgemedi.
Tüm bu
anlatılanlar onu ölümsüz yaptı. O davasını ve insanları karşılıksız sevmişti.
Sevenleri de bu karşılıksız sevgiyi karşılıksız bırakmayarak onu ölümsüz
yaptılar. Bu yüzden de onun için yanlış yaptı mı sorusu çok fazla
sorulmadı. Halk kendi isyanını onunla
ifade etti. Yapamadıklarını destansı şekilde ona yaptırdı ve halkın sesi olmayı
yıllarca sürdürdü. Onun yapmak istediği ile(devrim) halkın onda gördüğü (halk
kahramanı)aslında birebir örtüşmese de o artık bir halk kahramanıydı. Adı
dilden dile dolaşır olmuştu. Umut olmuştu. Ancak umut ve umutlar bir çok sebepten uzun ömürlü olmadı.
O bir halk
delikanlısı olarak haksızlığa tepki vermişti. Onlar adına hapse düşüp onlar
adına asılmıştı. Bu ona empoze edilmemişti. Ayrıca kendisi de mağdur olan bir
aileden değildi. Olanları yok saysa, görmezden gelse mutlu da bir hayatı çok
rahat olabilirdi. O zor olanı seçti. Asıldı ancak ölümsüz olmayı başardı.
İşin diğer
yanına gelince halk için tek yapılabilecek olanı mı yaptı? sorusu asıl sorulması gereken sorudur
sanırım. Başka ne ya da neler yapılabilirdi?
İnsanı kurtarma
ile toplumu kurtarma iki farklı şeyi anlatan, tamamen birbirine zıt iki
durumdur. İnsanı kurtarmak anlık bir refleks ile yapılabilir şeyleri
çağrıştırırken(yangın, sel, deprem, kavga, maddi sıkıntı vb. durumlarda
yapılacak şeyler), toplumsal kurtuluş uzun uğraşları gerektiren karmaşık bir
emeği gerektirir. Oldukça zor, fikri
altyapı gerektiren, yetişmiş insan ihtiyacı olan böyle bir mücadele doğal
olarak silahla değil ancak beyinle ve özveri ile yapılabilir. Mağdur olan bir
insanın (trafik kazası geçiren bir insanı hastaneye götürmek ya da paraya
ihtiyacı olana maddi yardım yapmak gibi) mağduriyeti bireysel bir çabayla kolayca çözülebilmesine
karşın toplumsal sorunlara çözüm bu kadar kolay üretilememektedir. İşsizlik, toplumsal adalet gibi sorunları
çözmek çok bilinmeyenli bir denklemi çözmek gibi zordur. Bilgi, birikim, zaman
ve uğraş ister.
Deniz ve
arkadaşları işi hafife alıp bu ikilemi göremediler diye düşünüyorum. Bu hususta şöyle bir yanıtla karşılaşacağım
kanısındayım. Deniz ve arkadaşları
devrim yapıldıktan sonra tüm bu anlatılan eksikliklerin daha kolay çözüleceğine
inanıyorlardı, denebilir. Sovyetler Birliğinde olduğu gibi sanayi, eğitim,
adalet benzeri tüm kurumlarda devrimci dönüşüm sağlanabilir hatta hatta çok
hızlı başarılabilir diye
söylenebilir. Buna şöyle bir
yanıt vermek isterim. Silahla bir başarı elde etmeye alışan insan (silahlı devrim ile fikri devrim
zıtlığı ) her sıkıştığı yerde silahın
sorunları çözmedeki marifetini kullanmak ister. Her insan ya da gurup uzman
olduğu alanda daha rahat çözümler üretir. Silahlı devrimi çözüm gören sistem de
ağırlıklı olarak sistemini baskı üzerine kuracaktır. Sovyetler Birliğinde de
aynen bu şekilde olmuştur. Muhalif olanın bu tür sistemlerde yaşama şansı yok
denecek kadar azdır.
Yetişmemiş
kadro kendini sürekli eğitime tabi
tutarak kendini yeniler demek ne kadar gerçekçidir. O tip insanlar
başarının zaman alıcı bir iş olduğunu değil de başarısızlığın iyi yönetilmemekten kaynaklanan bir sorun
olduğunu düşünen insanlardır. Tabii ki
kendilerine aşırı hayranlıkları vardır ve gaza gelmeğe uygun insanlardır. İlk
başta tamamen iyi niyetle başlayan bir çaba kısa zamanda despot bir yönetime
dönüşür. Bu dakikadan sonra amaç kurulan sistemin korunmasıdır. Bu da fikirle
değil en iyi bilinen yolla olacaktır tabii ki. Şu ana kadar ki örneklerin
tamamı bu yönde sonuçlar vermiştir.
Aşağıya
yapacağım iki alıntı Deniz Gezmişin de( yukarıda anlatmaya çalıştığım) kolaycı
yola kayanlardan olduğunu gösterir niteliktedir. Ancak bizler Deniz’in eline
gücü geçirip baskıcı yanını görmüş değiliz. Eline böyle bir güç geçse idi o da
aynen bu yönde kullanırdı demek de ne kadar doğru olur bilmem. Benim burada
vurgulamak istediğim kolay çözümlerin aslında çözüm olmadığı ve yeni sorunları
beraberinde getirdiğidir.
Benim saatlerce
konuşarak anlatamadığımı Goethe ne kadar güzel anlatmış. “Hangi yönetim mi en
iyidir? Kendimizi yönetmeyi bize öğreten.”
İşin özü sanırım güçlü yönetimlerden ziyade güçlü bireyler
yetiştirilmesinde. Atalarımızın çocuklarına belli bir yaşa kadar adını
koymaması ve çocuğun adını kendisinin hak etmesi bununla örtüşen bir örnektir. Aynı şekilde
akıllı çocuğun var parayı ne yapacaksın deli çocuğun var parayı ne yapacaksın
atasözü güçlü insanlar yetiştirilmesinin önemini vurgulamaktadır.
Turan
Feyizoğlu’nun Deniz, Bir İsyancının
İzleri adlı kitaptan iki kısa alıntı yaparak konuyu kapatmak istiyorum.
“………Deniz’in FKF’liler konusunda şöyle bir tavrı
vardı:FKF’lilerle tartışmayın, aşağılık duygusuna kapılırsınız.Adamlar lafazan.
Biz onları eylemşe halledeceğiz.” Sf.47
“Toplantılara katılmak Deniz için zaman kaybı anlamına
geliyordu. Deniz hiç olmazsa toplantılara gel, alınan kararlara katıl, derdim,
Deniz ise Rasih Ağabey (Rasih Nuri İleri) siz kararları alın ben uygularım,
derdi.” Sf.100,101
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder