26 Temmuz 2012 Perşembe

Deniz Gezmiş Efsanesine Farklı Bir Bakış







               Deniz Gezmiş: Ayakları Yere Basmayan Halk Kahramanı



          Ayakları yere basmayan halk kahramanı tabiri bilinçli olarak birleştirilen iki unsurdan oluşmaktadır. Kanımca hem ayaklarının yere basmamasının (fikirsel bazda) hem de halk kahramanı oluşunun birçok kanıtı var diye düşünüyorum.19 Yüzyıl ve öncesinin kahramanlık figürlerinin çoğunu taşıyan Deniz ve arkadaşları 20.yy. ve sonrasında kahramanlık normlarının tamamen farklılaşması ve aklın fiziki gücü alt etmesinin çelişkisini yaşadılar. Bu yazı da tüm bunları anlatmak için yazılıyor aslında.          
     Deniz Gezmiş  gerçeğini  günümüz verileriyle tahlil ettiğimizde” Deniz’in ülkemize katkısı ne oldu ve onu unutulmaz yapan, sol denince akla gelen üç beş kişiden biri olmasını sağlayan ne ya da neler idi?” sorusu sorulması gereken bir sorudur. Soranlar olmuştur da. Aynı soruyu bir de ben kendime sorup bir yanıt ararsam bakalım ne kadar sağlıklı analiz yapabilmiş olacağım?
           Günümüz gerçekleri ile yapılan tahlil onun adına çok fazla pozitif sonuçlar çıkartmayacaktır. Ancak amaç  onu yargılayıp kötülemek olmadığından bu sakınca mazur görülebilir diye düşünüyorum. Yapılan mücadelenin ne için yapıldığı ve varılmak istenen sonuçların ne oranda gerçekleşip gerçekleşmediği   sorusunu  soracak olmamızdaki amaç onu ne kötülemek  ne de  yargılamak içindir.  Yapılan işin hasadını yaparak değdi mi değmedi  mi  ya da nerelerde yanlış yapıldı(bu kişiye ve bakış açısına göre farklı sonuçlar verecek bir soru olsa da) sonuçlarına ulaşmaktır asıl amaç.
          Deniz Gezmiş mücadeleyi çok basite indirgemiştir. Yapılacak bir devrim ile istenen sonuca büyük oranda ulaşılabileceği kanaati taşıyan bir bakış açısına sahiptir. Yönetimin kimde olduğu sorusu onun için çok önemlidir ve iktidar ele geçirilir  ise mücadelenin en önemli kısmı tamamlanacaktır. Amaç iktidarı bir şekilde ele geçirmektir. Bu basit mantık hesabı çok karmaşık bir dünyayı açıklamaya yetmedi. İyi niyeti  ve hayatını  ortaya konarak yaptığı mücadelede bir şeyler eksikti.
          Devrimci mücadelenin (gönüllü olarak) fikir kısmında değil de  silahlı olan yanına yatkın bir karakteri  vardı. Bu yanı ise onun acı sonunu hazırladı. Davasına çok inanmıştı. Güçsüzün yanında, ezenlerin  karşısında olmayı  ilke edinmişti. Davadan geri dönüş seçeneğini  seçeneklerin arasına koymamıştı. Ve en önemlisi sıradan bir katil olma yanılgısına hiç düşmedi. Dava onun için getirisi olan bir şey olmadı hiçbir zaman. Sürekli kendinden verdi.  Canını dahi davasından esirgemedi.
           Tüm bu anlatılanlar onu ölümsüz yaptı. O davasını ve insanları karşılıksız sevmişti. Sevenleri de bu karşılıksız sevgiyi karşılıksız bırakmayarak onu ölümsüz yaptılar. Bu yüzden de onun için yanlış yaptı mı sorusu çok fazla sorulmadı.  Halk kendi isyanını onunla ifade etti. Yapamadıklarını destansı şekilde ona yaptırdı ve halkın sesi olmayı yıllarca sürdürdü. Onun yapmak istediği ile(devrim) halkın onda gördüğü (halk kahramanı)aslında birebir örtüşmese de o artık bir halk kahramanıydı. Adı dilden dile dolaşır olmuştu. Umut olmuştu. Ancak umut ve umutlar  bir çok sebepten uzun ömürlü olmadı.
          O bir halk delikanlısı olarak haksızlığa tepki vermişti. Onlar adına hapse düşüp onlar adına asılmıştı. Bu ona empoze edilmemişti. Ayrıca kendisi de mağdur olan bir aileden değildi. Olanları yok saysa, görmezden gelse mutlu da bir hayatı çok rahat olabilirdi. O zor olanı seçti. Asıldı ancak ölümsüz olmayı başardı.
         İşin diğer yanına gelince halk için tek yapılabilecek olanı mı yaptı?  sorusu asıl sorulması gereken sorudur sanırım. Başka ne ya da neler yapılabilirdi?
         İnsanı kurtarma ile toplumu kurtarma iki farklı şeyi anlatan, tamamen birbirine zıt iki durumdur. İnsanı kurtarmak anlık bir refleks ile yapılabilir şeyleri çağrıştırırken(yangın, sel, deprem, kavga, maddi sıkıntı vb. durumlarda yapılacak şeyler), toplumsal kurtuluş uzun uğraşları gerektiren karmaşık bir emeği  gerektirir. Oldukça zor, fikri altyapı gerektiren, yetişmiş insan ihtiyacı olan böyle bir mücadele doğal olarak silahla değil ancak beyinle ve özveri ile yapılabilir. Mağdur olan bir insanın (trafik kazası geçiren bir insanı hastaneye götürmek ya da paraya ihtiyacı olana maddi yardım yapmak gibi) mağduriyeti  bireysel bir çabayla kolayca çözülebilmesine karşın toplumsal sorunlara çözüm bu kadar kolay üretilememektedir.  İşsizlik, toplumsal adalet gibi sorunları çözmek çok bilinmeyenli bir denklemi çözmek gibi zordur. Bilgi, birikim, zaman ve uğraş ister.
          Deniz ve arkadaşları işi hafife alıp bu ikilemi göremediler diye düşünüyorum.   Bu hususta şöyle bir yanıtla karşılaşacağım kanısındayım.  Deniz ve arkadaşları devrim yapıldıktan sonra tüm bu anlatılan eksikliklerin daha kolay çözüleceğine inanıyorlardı, denebilir. Sovyetler Birliğinde olduğu gibi sanayi, eğitim, adalet benzeri tüm kurumlarda devrimci dönüşüm sağlanabilir hatta hatta çok hızlı başarılabilir diye  söylenebilir.  Buna şöyle bir yanıt vermek isterim. Silahla bir başarı elde etmeye  alışan insan (silahlı devrim ile fikri devrim zıtlığı )  her sıkıştığı yerde silahın sorunları çözmedeki  marifetini  kullanmak ister. Her insan ya da gurup uzman olduğu alanda daha rahat çözümler üretir. Silahlı devrimi çözüm gören sistem de ağırlıklı olarak sistemini baskı üzerine kuracaktır. Sovyetler Birliğinde de aynen bu şekilde olmuştur. Muhalif olanın bu tür sistemlerde yaşama şansı yok denecek kadar azdır.
        Yetişmemiş kadro kendini sürekli eğitime tabi  tutarak kendini yeniler demek ne kadar gerçekçidir. O tip insanlar başarının zaman alıcı bir iş olduğunu değil de başarısızlığın  iyi yönetilmemekten kaynaklanan bir sorun olduğunu  düşünen insanlardır. Tabii ki kendilerine aşırı hayranlıkları vardır ve gaza gelmeğe uygun insanlardır. İlk başta tamamen iyi niyetle başlayan bir çaba kısa zamanda despot bir yönetime dönüşür. Bu dakikadan sonra amaç kurulan sistemin korunmasıdır. Bu da fikirle değil en iyi bilinen yolla olacaktır tabii ki. Şu ana kadar ki örneklerin tamamı bu yönde sonuçlar vermiştir.
      Aşağıya yapacağım iki alıntı Deniz Gezmişin de( yukarıda anlatmaya çalıştığım) kolaycı yola kayanlardan olduğunu gösterir niteliktedir. Ancak bizler Deniz’in eline gücü geçirip baskıcı yanını görmüş değiliz. Eline böyle bir güç geçse idi o da aynen bu yönde kullanırdı demek de ne kadar doğru olur bilmem. Benim burada vurgulamak istediğim kolay çözümlerin aslında çözüm olmadığı ve yeni sorunları beraberinde getirdiğidir.
       Benim saatlerce konuşarak anlatamadığımı Goethe ne kadar güzel anlatmış. “Hangi yönetim mi en iyidir? Kendimizi yönetmeyi bize öğreten.”  İşin özü sanırım güçlü yönetimlerden ziyade güçlü bireyler yetiştirilmesinde. Atalarımızın çocuklarına belli bir yaşa kadar adını koymaması ve çocuğun adını kendisinin hak etmesi  bununla örtüşen bir örnektir. Aynı şekilde akıllı çocuğun var parayı ne yapacaksın deli çocuğun var parayı ne yapacaksın atasözü güçlü insanlar yetiştirilmesinin önemini vurgulamaktadır.
     Turan Feyizoğlu’nun  Deniz, Bir İsyancının İzleri adlı kitaptan iki kısa alıntı yaparak konuyu kapatmak istiyorum.
“………Deniz’in FKF’liler konusunda şöyle bir tavrı vardı:FKF’lilerle tartışmayın, aşağılık duygusuna kapılırsınız.Adamlar lafazan. Biz onları eylemşe halledeceğiz.” Sf.47
“Toplantılara katılmak Deniz için zaman kaybı anlamına geliyordu. Deniz hiç olmazsa toplantılara gel, alınan kararlara katıl, derdim, Deniz ise Rasih Ağabey (Rasih Nuri İleri) siz kararları alın ben uygularım, derdi.” Sf.100,101


  


















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder