Din konusunda yapılan tartışmalarda işin ana ekseni ihmal edilince çok saçma sonuçlar doğuyor. Ayrıntıya girilerek şekil yönünden yapılan din tartışmaları ve verilen dini bilgiler düşünen insanı bu kadar da olmaz diyecek seviyeye getiriyor.Şekli ibadetin öz olmaz ise bir anlamının olmayacağı çok fazla anlatılmıyor. Günahı; yalan,dedikodu,hırsızlık gibi topluma ve insanlara zarar vererek yapan şekli dindarımız, sevabı elde etmek için ise namaz kılmayı, şekil ibadete ağırlık vererek elde etmeyi doğru bakış açısı sanıyor. Ne kadar kötülük yaparsan yap, namazı terk etme mantığı hakim düşünce. Onun yeri ayrı, öbürünün yeri ayrı mantığı
ile sözde dindar, özde hırsız bir çok insan piyasada gururla gezmekte.Dünyanın her yerinden zor durumdaki insanlar için(savaş, deprem gibi konular için) toplanan paraları siyasi ve şahsi amaçlar için, hiçbir vicdan azabı duymadan kullanan insanlar kahraman muamelesi görmekte. Parasal suçtan (ayrıntıya girmiyorum) hapis cezası alan şekli dindarların) lider konumundaki siyasi için önce yasal değişiklik yapılarak cezası ev hapsine dönüştürülebiliyor ve ceza yok hükmüne getiriliyor. Ardından adı bir üniversiteye verilerek ölümsüzleştiriliyor. Hırsızı dindar hırsız olarak görmek, bu cephedeki insanların işi mantığından hala çok uzak olduklarının bir göstergesi. Dava arkadaşına sahip çıkmayı her insan normal karşılar, ancak devlet ona suçlu etiketini yapıştırdı bir kere. Yapılacak iş suçlu olmadığını anlatmak ya da geri plana çekilip hatayı kabul etmektir.
Ölümden sonrasının büyük oranda sır olmasıdır ki o alanı insanlar için merak konusu yapmaktadır. Ölümden sonrasının ne şekilde olduğu bilinir olsa idi çok mı iyi olurdu acaba? Ancak ben şu anki bilinemez durumun sürmesinden yanayım. Her filmin sonu nasıl merak konusu ise yaşam da aynen öyledir benim için. Kişi için önemli olan her durumda kaliteli olabilmektir. Saygı ve sevgiyi her zaman bu tip insanlar hak etmiştir.
Dinin ibadet kısmı önemsiz demek haddim değil.Akıl ile değilde nakli bilgi ile hareket eden genel halk çoğunluğu için ibadet bir numaralı yol göstericidir. Bu yüzden şekli ibadet için namaz nasıl direği ise, gerçek inanan ve bilinçli dindar içinse ahlak ve sevgi de aynen öyledir.Ahlakı alınmış bir dine gerçek din diyebilecek kaç insan çıkar ? Ahlak ve sevgi bu kadar önemli iken şekli ibadeti onun önüne geçirmeye çalışan bir sürü insan ahkam kesmektedir bilinçsizce.
Din konusunda iki düşünürümüz İbni Sina ve Farabi şekilci din düşüncesine olabildiğince karşı çıkmış ve Müslümanlığa olabildiğince hümanist bir bakış açısı katmaya çalışmışlardır. O yıllar için çok ileri bir düşünce olan akıl yoluyla yaratana ulaşabilme fikri aklın öneminin anlaşıldığının bir göstergesidir din konusunda.Alim için ibadetin yanında aklın da önemini vurgulamak ve dini akıl ile bağdaşır hale getirmek şimdi için kolay o yıllar için zor ve tehlikeli bir düşünce idi. Alim ve peygamberi aynı yola farklı şekilde ulaşan kişiler olarak görmüşlerdir.
Din konusunda şeklin değil anlamın önemini vurgulayan dehamız ise tabii ki Yunus Emre'dir. Anadolu insanı onda kendini bulmuş ve yüzyıllardır yazılı bir kaynak olmamasına karşın eserleri halkın dilinde yaşamıştır. Bir anlamda Yunus sofuların şekilci dinine karşı halkına kalkan olmuş ve gerçek dinin bayrağı onun sayesinde gönüllerde yaşamıştır.
Bir Kez Gönül Yıktın İse
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi Elin yüzün yumaz değil Bir gönülü yaptın ise Er eteğin tuttun ise Bir kez hayır ettin ise Binde bir ise az değil Yol odur ki doğru vara Göz odur ki Hak'kı göre Er odur alçakta dura Yüceden bakan göz değil Erden sana nazar ola İçin dışın pür nur ola Beli kurtulmuştan ola Şol kişi kim gammaz değil Yunus bu sözleri çatar Sanki balı yağa katar Halka matahların satar Yükü gevherdir tuz değil |
Bu şiirdeki "bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil" sözünü şu ankaç kişi söyler ve savunur. Din ile ilgili konularda özün şekilden önce geldiğini insanlara anlatmak zor. Bunu kabul ediyorum. O yüzden yukarıda andığım ölümsüz Türk Alimleri İbni Sina ve Farabi'nin avam-halas (halk-alim)ayrımının önemi bir kat daha artıyor. Aydın insanlarımızın yeterince toplumsal konulara eğilmediği, siyasetçilerin de bu işleri kendi tekellerine alma eğilimlerinin fazla olması, halkı menfaat peşinde olanların eline düşürmekte. Avam'ın (halkın) din ihtiyacı şekilci din adamlarının eline bırakılınca korku dini inşa edilir ve ediliyor.Toplumda karakterli , menfaatini değil halkını seven aydınlar çoğaldıkça bu iş biraz daha kolay çözülür. Dini insanın temel ihtiyaçlarından sayan ve onu en mükemmel şekilde topluma vermek gerektiğini idrak eden aydın ülkemizin ihtiyacı olan aydındır.Yunus Emre'nin,Mevlana'nın sevgi, hoşgörü tabanlı din anlayışını tercih edeceksek din eğitimine önem vermeliyiz. Din eğitimi kaliteli eğitim verilmiş din kadrolarıyla (her meslekte olduğu gibi ) daha başarılı sonuçlar verir. Siyasi otorite buna menfaatçi yaklaştığı için şu an bu eğitim sistemi hayal olabilir. Toplumsal bilinç arttıkça şu an hayal olan çok şey gerçek olacaktır. Asıl olan sorunu doğru tespit etme çabasıdır.
Şekilci diye adlandırdığım insanlara kızıyor değilim. Onlar kolay olanı ve kendilerine öğretileni tatbik ediyorlar. Doğruyu yapıp sonuçlarını onlara göstermeden doğru yapmadıklarını söylemek kolaycılık olur. Kızmak kolaycılığına kapılmamak lazım. Kızan insan her zaman güçsüz insandır. Güçlü insanlardan olup önümüzde varlıklarıyla birer ışık olan Yunus'ların, Mevlana'ların yolundan gidelim. Onlar yılmadı. Sevgiyle ördükleri hayatları onları ölümsüz yaptı.
Dini yaşamak ve yaşatmak dileğiyle.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder